![]() |
|
|
Arkeoloji Bilimi Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 33 kişi öğrendi :) Arkeoloji Bilimi Bu Bilginin Kategorisi : BilimArkeoloji bir bilim dalı olarak, XIX. yüzyıldan beri kendi içinde tarihsel gelişim ve değişim geçirerek, diğer bilim dalları arasında yerini almıştır. Eski toplumların bütün yapıp etmeleri (beslenme tarzları, ürettikleri ürünler, savaşları…) maddi kalıntıları, maddi kalıntılara bağlı olarak ilişkileri… vb. arkeolojinin konusunu oluşturur. Bu yüzden arkeolojinin uğraştığı, ele aldığı bütün sorular ve sorunlara arkeolojik metin diyebiliriz. O halde öncelikle arkeolojik bir metnin yorumlanmasının ne olup olmadığı ve arkeolojik yorumlamanın niteliğini incelememiz gerekiyor. Yorumun kendine ait işleyişi ve yasası vardır. Bir arkeolojik metne uygulanırken de bunlar işlemeye devam eder. Örneğin; bir çanak-çömlek parçası bulduğumuzda bunun öküzlere takılıp toprağı eşmekte kullanıldığını söyleyemeyiz. Arkeolojik yorumlamayı eş süremli ve art süremli yorumlama olarak inceleyebiliriz. Eş süremli yorumlama; içine betimlemeyi-açıklamayı da alarak arkeolojik buluntu öğelerin kendi içinde gelişimsel, değişimsel ve ilişkisel düzeylerini yorumlama uygulamasıdır. Art süremli yorumlama ise; arkeolojik bir metnin yöntembilimsel-kuramsal olarak diğer bilim dallarının yardımıyla yorumlamaya girişme çabasıdır. Bugün jeomorfolojiden antropolojiye kadar birçok bilim dalları arkeolojiye yardım etmekte. Tüm bu bilim dallarının yardımından elde edilmeye çalışılan amaçsa, arkeologun arkeolojik bir metni daha sağlam verilerle yorumlamaya girişmesi olabilir. Yoruma bir katkı sağlayabileceğini düşündüğümüz dilin tanıklığına değinelim: Ferdinand de Saussure, dilin, insanbilime, tarihöncesi bilimine pek de aydınlatıcı bilgiler sağladığına inanmaz: …Dil ortaklığına bakarak kan birliği bulunduğu sonucuna varılabileceği, bir dil ailesinin insanbilimsel bir aileye denk düştüğünü sanmak yanılgı olur… Farklı toplumların aynı dili konuştukları, farklı dillerin aynı toplum içinde konuşulduğu tarihsel bir olgu olarak gözlemlenebilir. Ayrıca dilin türsel özelliği olan morfo-sentaksına bakarak, toplumun nesneleri düzenleyiş biçimini ve sıralayışını öğrenemeyiz. Latince, Grekçe gibi belirli bir söz dizim kuralı olmayan dilleri konuşan toplumların, nesneleri gelişigüzel düzenlediğini, nesnelerin gelişimsel ve değişimsel durumlarının bu yönde ilerlediğini söyleyemeyiz. Dil söz konusu olduğunda paradoks gibi görünen durumlar ortaya çıkar. Mircea Eliede eski toplumlarda Üretim araç ve gereçlerinin kullanımını kısaca nesnelere ilişkin tutumun mitler aracılığıyla yani dil sayesinde aktarıldığını söyler. aynı biçimde Vladimir Propp folklorun gerçeklikten kaynaklandığını ve bir gerçek olduğunu belirtir. Dil belirli bir yoruma ulaştığında nesnelere ilişkin tutum ve davranışın aktarıcısı olur. Gerçekten de bugünkü tüketim mantığımızın, nesnelere bakış açımızı değiştirmediğini söylemek saçma olurdu. Tüm bunlardan çıkan sonuç; arkeolojik bir metnin çok bilinmeyenli denklem gibi olduğu, konuya nasıl bakarsak bakalım bazı öğelerin karanlıkta kaldığını söyleyebiliriz. Zaten arkeoloji bu karanlık noktaları aydınlatmak için kazmıyor mu? Hans George Gadamerin hayatı boyunca cevap aradığı Bir metni anlamak ne demektir? sorusunu, biz Bir arkeolojik metni anlamak ne demektir? şeklinde tekrar sorabiliriz. Soruya başladığımız yer, arkeolojinin toprağa ilk çapa vurduğu yerle aynı. |