![]() |
|
|
Atatürkün Eğitim Hakkındaki Düşünceleri Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 75 kişi öğrendi :) Atatürkün Eğitim Hakkındaki Düşünceleri Bu Bilginin Kategorisi : EdebiyatBÖLÜM I ATATÜRK’ÜN EĞİTİM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ VE HASAN ALİ YÜCEL’İN ÇALIŞMALARI Atatürk, toplum hayatım ilgilendiren her konuda öneminden hiçbir şey kaybetmeyen görüşler üretmiştir. Eğitim ise O’nun en yoğun çalıştığı alanlardan biridir… Çünkü O, bir milletin geleceği üzerinde eğitimin oynadığı rolü çok iyi bilmektedir. Atatürke göre, bir milletin hayat mücadelesinde, maddi ve manevi bütün güçlerim artırabilmesi, milli eğitimde yüksek bir düzeye erişmesi ile mümkündür.. Ancak, milli eğitim ile geliştirilecek ve yükseltilecek olan genç dimağların, paslandırıcı, uyuşturucu ve hayali fazlalıklar ile doldurulmasından kaçınılmalıdır. Atatürk, Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde, Yunan ordusu Ankaraya doğru ilerlerken dahi eğitime verdiği önemi göstermiş 16 Temmuz 1921 günü Ankarada bir Maarif Kongresi toplamıştır. Orada toplanan Öğretmenlere yeni nesli yetiştirirken uymaları gereken şu esasları göstermiştir: 1. Eğitim milli olmalıdır. 2. Milli terbiye programında, milletimizin gelişmesine engel olan ve o güne kadar uygulanan eski eğitim içinde yer alan hurafeler ile bize uygun olmayan yabancı etkiler ister doğudan gelsin ister batıdan bulunmamalıdır. 3. Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığına ve birliğine saldıran yabancı güçler ve fikirlerle nasıl mücadele edecekleri öğretilmelidir. Bu bilgilere sahip olmayan fertlerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık hakkı yoktur. 4. Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına her türlü zorluk karşısında yılmamaları öğretilmelidir. 5. Aileler de çocuklarının gelecekleri için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdır. Bu esaslar Atatürkün daha Kurtuluş Savaşı sırasında eğitimle ilgili politikalar geliştirmeye başladığını göstermektedir. Onun Eğitim Politikası’nın asıl hedefi Milli, Laik, Cumhuriyetçi ve Çağdaş bir nesil yetiştirmektir. Bu şekilde hem Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri sağlamlaştırılmış olacak, hem de en kısa zamanda çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılacaktır. Atatürkün eğitimde gerçekleştirdiği en önemli İnkılaplardan biri 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat yani eğitimin birleştirilmesi hakkındaki kanunla gerçekleşmiştir. Bu kanunla Osmanlı Devletinden beri süregelen eğitimdeki ikiliğe son verilmiştir. O zamana kadar ülkemizde bir yanda dini eğitim veren okullar, diğer yanda ise Laik eğitim veren kurumlar vardı. Bu kurumlardan her biri kendine göre bir eğitim programı izliyor ve sonuçta iki ayrı insan tipi yetiştiriyorlardı. Bu durumun sakıncaları Kanunun gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir, iki türlü terbiye ve öğretim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu birliği, fikir birliği ve dayanışma amaçlarım toptan mahveder, yok eder. 1. ATATÜRKÜN EĞİTİM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ Eğitim Bakanlığına bağlanmış, tümünde çağdaş, laik eğitim verilmesi sağlanmıştır. Atatürk Türk balkının % 90ının okuma yazma bilmemesini bir ayıp olarak görmüştür. Bu cehaletin Önüne geçmek için yaptırdığı araştırmalarda en büyük nedenin Arap harflerinde olduğunu anlamıştır.1928de gerçekleştirdiği harf inkılabıyla Türkçe sözcükleri ifade etmekte yetersiz kalan Arap harflerinin yerine Latin harflerim getirmiştir. Bu büyük İnkılabı desteklemek ve okur yazar sayısını artırmak için Millet Mekteplerini kurmuştur. Baş öğretmenliğini yaptığı bu okullar vasıtasıyla 1.240.000 kişinin okuma yazma öğrenmesini sağlamıştır. Harf inkılabı Öncesi % 10 olan okur yazar oranı kısa bir süre içinde % 20ye çıkmıştır. Eğitimin gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlaklı, karakterli, Cumhuriyetçi, inkılapçı, müspet, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst muhakemeli, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de eğitim programlarım ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir diyen Atatürk, eğitimin bir meslek kazandırmasına da büyük önem vermiş Tapu Kadastro, Maliye, Ticaret, Terzilik, Sağlık ve bunlar gibi diğer dallarda pek çok mesleki öğretim kurumlarının açılmasını sağlamıştır. O, En mühim ve feyizli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin kurtuluşu ancak bu suretle olur demekteydi. Eğitimde zafer kazanabilmek için ise cinsiyet ayrımı yapmadan toplumun bütün fertlerinin aynı eğitimden geçmesi gerekmektedir. Atatürk bu düşüncesini de şu şekilde ifade etmiştir. Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni gerekleri edinmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla kuvvetsizlik içinde kalır. Bir millet ilerlemek ve medenileşmek isterse bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir. Bu düşünce doğrultusunda uygulanan eğitim politikaları kısa zamanda meyvesini vermiş, kadınlarda okur-yazar oranı % 3 iken birkaç yıl içinde % l0ları aşmıştır. Atatürk eğitimin milli olması konusunda çok duyarlıdır. O eğitimi dini eğitim, milli eğitim ve beynelmilel eğitim olarak sınıflamakta ve bunların amaç ve gayelerinin farklı olduğunu, toplumu hür, bağımsız ve yüksek bir toplum olarak yaşatacak olanın milli eğitim olduğunu kabul etmektedir.. Diğer eğitim sistemlerinin geçersizliğini ise 1925 yılında yaptığı bir konuşmasında şöyle anlatır. Yeryüzünde üçyüz milyonu geçen İslam vardır. Bunlar ana-baba hoca eğitimiyle, terbiye ve ahlak olmaktadırlar. Fakat üzülerek söylüyorum gerçek hadise şudur ki, bu milyonlarca insan kütleleri şunun veya bunun esaret ve hor görü zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve ahlak onlara bu esaret zincirlerim kırabilecek insanlık meziyetini verememiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin hedefi milli değildir. Öğretmenler, eğitimin en önemli halkasıdır. Atatürk öğretmenlerden beklediklerini şöyle dile getirmiştir.. öğretmenler! Yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.Eserin kıymeti sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu Özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. İsterim ki, daima İdealimi gençlere aşılayasınız ve daima korumak hususunda çalışasınız. Bütün bu konuştuklarımızdan sonra Atatürkün çağdaş eğitim hakkındaki görüşlerim maddeler halinde vermek istiyorum: l. Eğitim milli olmalıdır. Bu milli eğitim gelecek nesillere kuvvetli bir milli his aşılamalı, milli birlik ve beraberlik duygusunu kuvvetlendirmeli ve toplum ihtiyaçlarına uygun olmalıdır. 2. Eğitim bilime dayalı olmalıdır. 3. Öğretim tek olmalıdır. Bir ülkede farklı farklı eğitim verilmesi o ülke İçinde birbirine zıt görümlü insanlar yetiştireceğinden toplumsal huzurun bozulmasına neden olur. 4. Eğitim işlevsel olmalıdır, öğretilenlerin toplum hayatında kullanılması Önemlidir. 5. Eğitim meslek kazandırmalıdır. 6. Eğitimde cinsiyet farkı gözetmeden her iki cins de eşit hak ve İmkanlardan faydalanmalıdır. 7. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. BOLÜM II ATATÜRKÜN EĞİTİM LİDERLİĞİ Atatürkün eğitim liderliğim eğitime ilişkin doğru gözlem ve tespitlerde bulunması, eğitimle ilgili ilkeler getirmesi, ,köklü değişiklikler gerçekleştirmesi, öğretici kişiliği ve eğitim uygulayıcısı olmasında görmekteyiz. 1.1. Eğitimimize İlişkin Doğru Gözlem ve Tespitlerde Bulunması Liderin en önemli özellikleri arasında iyi bir gözlem ve analiz yaparak mevcut problemleri belirleyip tanımlaması gelmektedir. Atatürk içinde bulunduğu toplumumuzun eğitim sistemini gençliğinden beri eleştirisel bir gözle bakmış, gözlemleri ve teşhisleri gelecekte eğitim alanında yapmayı düşündüğü köklü değişiklikler için ışık olmuştur. Atatürk eğitimimize ilişkin doğru gözlem ve tespitlerde bulunmuş, eğitimimizin temel hatalarım görmüş ve milletimize de göstermiştir. 1.1.1Toplumumuzda Yaygın Bir Bilgisizlik Vardır Atatürkün bilgisizlikle ilgili yaptığı gözlemler şunlardır. Milletimizi yüzyıllarca başkalarının hırs ve faydalanma aracı kılan en büyük düşmanı bilgisizliktir. Milleti yüzyıllarca kendi benliğine sahip yapmayan, milleti yüzyıllarca ihtiyatsız bulunduran hep bu bilgisizliktir. Hükümdarların, şunun-bunun milleti esir gibi, köle gibi kullanmaları, bütün arazileri kendi öz arazileri gibi saymaları hep milletin bu bilgisizliğinden istifade edebilmek sayesindedir. Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden Önce, bütün kuvvetimiz, bütün suretimizle bu bilgisizliği yok etmeğe mecburuz. Burada bilgisizliği sadece okuma yazma manasında almıyoruz. 1.1.2. Eğitim-Öğretim Yöntemlerimiz uygun Değildir Atatürk Öğrencilik hayatında baskıya-kısmen serbestiye dayanan, pasif etken, ezberci deneyci eğitim öğretim yöntemlerini bizzat yaşamış; Türk çocuklarının, gençlerinin yüzyıllardır nasıl yetiştiklerini ve bunun ne gibi sonuçlar verdiğini incelemiş ve gözlemiştir. Bütün bu tecrübelerden, gözlemler ve incelemelerden sonra Temmuz 1921de Ankarada toplanan Maarif Kongresi’nde öğretmenlerimizin önünde, Türk eğitim tarihinin en önemli teşhislerinden birini yapmıştır. Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, milletimizin, gerileme tarihinde en mühim sebep olduğu kanaatindeyim. 1.1.3. Çocuklarımız Üzerinde Aile Baskısı Vardır Atatürk, ailelerin çocuklar hakkında yanlış bir tutumuna da ana babaların dikkatini çeker. Çoğu ailelerde Öteden beri kötü bir alışkanlık var: Çocuklarım söyletmez ve dinlemezler, zavallılar laf a karışınca sen büyüklerin konuşmasına karışma” der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket. 1.1.4. Eğitim Sistemimiz Milli Değildir Atatürke göre bir milletin yükselmesi de, alçalması da eğitim sisteminin milli olup olmamasıyla ilgilidir. Milli olmayan eğitim sistemimiz yüzyıllardır süren felaketlerimizin temel Sebenlerindendir. Eylül 1924de Samsunda öğretmenlerle yaptığı konuşmada şu çok önemli teşhis ve tespitte bulunur. Terbiyedir ki bir milleti ya hür, bağımsız şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder. 1.1.5. İstikrarlı Bir Eğitim Politikamız Yoktur Atatürk Osmanlı eğitiminin son dönemleri için 1923de şu teşhis ve tespitte bulunmuştur. Her Maarif Nazırının, Vekilinin birer programı vardı. Memleketin maarifinde çeşitli programların uygulanması yüzünden öğretim berbat bir hale gelmiştir. 1.1.6. Eğitimin Amacı Tüketici İnsan Yetiştirmekti Atatürk, her Nazırın başka bir program uygulattığını söyledikten sonra eğitimimizin amacının kendini ve hayatı bilmeyen, her konuda yüzeysel bilgi sahibi tüketici insan yetiştirmek olduğu tespitini söylemiştir. Bütün bu uygulama ve programlar ne veriyordu? Çok bilmiş, çok öğrenmiş bir takım insanlar… Ama neyi bilmiş? Bir takım nazariyatı bilmiş! Fakat neyi bilememiş? Kendini bilememiş, hay-atını, ihtiyacım bilememiş ve aç kalmış! İşte bu öğrenim tarzının uğursu sonucu olarak denilebilir ki, memlekette aydın olmak demek, çok bilmiş olmak demektir, sefalete ve fakirliğe mahkum olmak demektir. 2. Sorunlara “ Eğitim İlkeleri ”nin Işığında Çözüm Getirmesi Atatürk gözlem ve teşhisleri sonucunda ortaya koyduğu problemleri, ortaya koyduğu eğitim ilkelerinin ılgında çözüm önermiş ve ulusal eğitim politikasını biçimlendirmiştir. - Eğitim laik olmalıdır. - Eğitim ulusal olmalıdır. - Eğitim karma olmalıdır. - Eğitim bilimsel olmalıdır. - Eğitim uygulamalı olmalıdır. Bu ilkeleri belirlerken Atatürkün nasıl bir Türk insanı İstediği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. O, ümmetçi bir toplum anlayışından Türk ulusçuluğuna, teba anlayışından halkın egemenliğim temel alan bir düzene geçilmezsinde en haçta gelen öğenin eğitim olduğunu biliyordu. Liderin özellikleri arasında sorunları teşhis edip, tanımlaması yanında uygun çözüm önerileri sunması da vardır. Atatürkün eğitim sorunlarına getirdiği çözüm önerileri çağdaş, akılcı, milli, bilime dayalı ve uygulanabilirdi. Bu da Atatürkün bir lider olarak aynı zamanda Türk Milletini ne kadar iyi tanıdığım da göstermektedir. Atatürkün eğitim sorunlarına çözüm önerileri uygulamalar için temel, gelecek için örnek olmuştur. 2.1. Eğitim Laik Olmalıdır 1923te Anadoluda eğitimin dörtte üçü hala medrese çatışı altındaydı. Atatürk eğitim alanında ve başka alanlarda muhtaç olduğu yetişmiş kadroları bulmakta çok güçlük çekmiştir. Medreselerin kaldırılmasından bir süre sonra. Rize seyahatinde bir grup Atatürke bir dilekçeyle başvurarak medreselerin tekrar açılmasını istedi. Atatürk, medrese eğitiminin yetersizliğim ve memleketteki felaketteki rolünü bu heyete anlattıktan sonra, sözlerini şöyle tamamladı. Mektep istemiyorsunuz. Halbuki millet onu İstiyor. Bırakınız artık bu zavallı millet, bu memleket evladı yetişsin. Medreseler açılmayacaktır… Millete mektup lazım. 2.2. Eğitim Ulusal Olmalıdır Önceki dönemlerin milli olmayan eğitimim felaketlerimizin temel sebepleri arasında gören Atatürk yeni, devletin eğitiminin milli olmasını istemiştir. Mart 1923de Konya gençlerine yaptığı konuşmada milli terbiyenin ne olduğunu anlatmaya çalışır. 2.3. Eğitim Karma Olmalıdır l Mart 1923de TBMMni açarken yaptığı konuşmada eğitim birliği konusunda açık direktifler verdi. Memleket çocuklarının eşit şekilde ve ortak olarak elde etmeye mecbur oldukları ilim ve fenler vardır. Yüksek meslek ve ihtisas erbabının ayrılabileceği Öğretim derecelerine ulaşıncaya kadar Eğitim ve Öğretimde birlikte toplumumuzun ilerlemesi ve yükselmesi açısından çok önemlidir. 2.4. Eğitim Bilimsel Olmalıdır Atatürk bilimin her alanda olduğu gibi eğitimde de bize tek rehber olması gerektiğini söylemiş, eğitim tarihimizde yepyeni bir çığır açmıştır. Onuncu Yıl Nutkunda bunu şöyle ifade etmiştir. Türk milletinin yürümekte olduğu medeniyet ve ilerleme yolunda dinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir, 2.5.Eğitim Uygulamalı Olmalıdır Eğitim işe yarar, üretici ve hayatta başarılı olacak insanlar yetiştirmelidir. Atatürk Osmanlının duraklama ve gerileme dönemlerinde rağbet edilen mesleklerin memuriyet olduğunu ve bu nedenle ticaret ve sanayinin Rum, Ermeni, Yahudilere kaldığım görmüş; gerilememizin en önemli sebeplerinden biri olan memur olmaya aşırı düşkünlüğü kaldırmaya çalışmış ve eğitimimize yeni ve aktif bir insan tipi yetiştirmeyi hedef göstermiştir. 1931 de şöyle der. “İlk ve orta Öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkum olmadığına emin olsun.” 3. Eğitimde Köklü Değişiklikler Yapması Lider yeni yapı ve davranışlar gösterebilendir. Atatürk eğitim alanındaki inkılaplarıyla yeni bir yapı ve davranış oluşturmuş, o güne kadar ki uygulamalar tamamen değişmiştir. Dini eğitim yerine laik eğitim yapılmaya; Arap harfleri yerine Latin Türk harfleri kullanamaya; metafizik yerine müspet ilim gösterilmeye; Türk dili Arapça ve Farsçadan arındırmaya; Türk tarihi gerçek yönleriyle ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. 3.1. Eğitimi Laikleştirmesi Atatürk daha Kurtuluş Savaşı yıllarında l Mart 1922de TBMMde yaptığı konuşmasında milli eğitimin milletimizin bugünkü haliyle, içtimai ve hayati ihtiyaçlarıyla, çevrenin şartlarıyla, içinde yaşadığımız asrın icaplarıyla uyumlu hale getirilmesini istedi. 3 Mart 1924de halifeliğin kaldırılması kanunuyla birlikte Tevhid-i Tedrisat (eğitimin birleştirilmesi kanunu da kabul edildi ve bu kanunla medreseler önce, MEB e devredildi, sonra da kapatıldı. Atatürk Tevhid-i Tedrisat kanununun kabulünden sonra bir yurt gezisinde yaptığı şu konuşmayla eğitim ve öğretim birliğine verdiği önemi şu şekilde vurguladı. Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı fikirde, aynı zihniyette fertlerden kurulu bir millet yapmağa imkan aramak abesle uğraşmak olmaz mı idi? Dünya medeniyet ailesinde saygı toplayan bir yerin sahibi olmaya layık Türk milleti evlatlarına vereceği eğitimi mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruluşa bölmeye katlanabilir miydi? 3.2. Arap Harfleri Yerine Latin Türk Harflerini Getirmesi Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda nüfusun % 90ı okuma yazma bilmiyordu. Bunun nedenim dilbilimcimiz şöyle açıklıyordu, “Cumhuriyetten önce, halkın yüzde doksanından çoğu okuma yazma bilmiyordu. Nedeni, eski yazı ile okuyup yazmanın güçlüğü idi. Eski yazı güçlü; çünkü Arapça’nın yazışı idi; Türkçe’yi yazmaya elverişli değildi. Biz Arap abecesin! almış, buna sadece Arapça’da bulunmayan harflerim eklemiştir Ama bununla Türkçe’nin abecesini oluşturmuş olmuyorduk” Atatürke göre Arap harfleri şu nedenlerle bırakılmalıydı: 1- Türkçe’ye uygun değildi. 2- Öğrenilmesi zordur, bu da toplumda eğitim düzeyinin düşüklüğünün bir nedenidir. Atatürk Ağustos 1928de şöyle der: Bir toplumun %10’u, %20’si okuma yazma bilir, %80’i, %90’ı okuma yazma bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olarak utanmak lazımdır. Halbuki bu millet utanmak için gelmemiştir. 1 Kasım 1928de kanunla yeni Latin Türk Alfabesi kabul edilmiştir. Harf devrimi geniş halk kitlelerinin hızla okur-yazar olmalarını sağlamalarının yanı sıra; Türk dili ve kültürünün Arap ve doğu kültürünün etkisinden kurtarılmasını amaçlıyordu. 3.3. Yeni Bir Tarih Anlatışını Getirmesi Osmanlı tarih anlayışına karşı çıkarak, Türklerin binlerce yıllık bir tarihi ve uygarlığı bulunduğunu savunmuş, özellikle İslamiyet’e geçişinden önceki dönemler üzerinde çok daha fazla üzerinde durmuştur. Tüm bu çabalardan amaç, hem batılıların tarih, ırk, uygarlık bakımından haksız saldırılarda bulunduğu Türk insanına köklü bir güven duygusu aşılamak, hem de bilim adamlarım yeni araştırmalara teşvik etmek olmuştur. BÖLÜM III ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE IŞIĞINDA ÇAĞDAŞ EĞİTİM Toplum ve birey açısından eğitim, her bacımdan zorunlu bir öğedir. Eğitilmek ve öğrenmek gereksinimi insanın doğasında mevcut olan en temel özelliktir. Milletler için eğitim, varlıklarım sürdürebilmeleri ve gelişmesini sağlayabilmeleri için vazgeçilmez bir iştir. . Türk Milletinin hür yaşama arzusuna ve vatan toprağı sevgisine güvenerek Milli Mücadeleyi yıkılmaz iradesiyle organize etmiş .” ve yeni bir Türk Devleti kurmuş olan Mustafa Kemale göre “Terbiyedir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, ali bir heyeti içtimaiye halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder. Atatürkün yaşamı boyunca üzerinde titizlikle durduğu amaç, her bakımdan tam bağımsızlığı yakalamış bir devlet yaratmaktır. O böylece; çağdaşlaşmanın ilk şartı olan tam bağımsızlığı gerçekleştirdikten sonra: Kurtardığı vatanın ve yeniden kurduğu devletin ilelebet yaşayabilmesi, başka bir ifade ile milli mevcudiyetim muhafaza edebilmesi için, gerekli tedbirleri de almıştır. Atatürk İnkılapları adım verdiğimiz bu tedbirlerin gayesi Türk Milletim çağdaş medeniyete bir an önce ortak hale getirmektir Ancak, Atatürkün ısrarla üzerinde durduğu çağdaşlaşmak, çağdaş uluslar topluluğuna girmek, muasır medeniyeti İktisabı ile onun düzeyinin üzerine çıkmak, asrileşmek, garplılaşmak, Onun için, Türkiye Cumhuriyetini dünyanın en medeni ve müreffeh bir devleti haline getirmektir. BÖLÜM IV ATATÜRKÜN TÜRK EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ 1.1. Atatürk’ün Eğitimimizin Durumuna İlişkin Gözlem ve Teşhisleri Atatürkün eğitim tarihimizde yer tutma sebeplerinden biri de, Onun eğitimimize ilişkin gözlem ve teşhislerde bulunmuş, eğitimimizin temel hatalarım görmüş ve milletimize göstermiş olmasıdır. Atatürk acaba neden eğitimimizin geçmişine ve o dönemlerdeki durumuna ilişkin gözlem ve teşhislerde bulunmuştur? Onun eğitimimize ilişkin gözlem ve teşhislerde bulunması çocukluk yıllarına kadar gider. O, çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey mektebe gitmek meselesine aittir der. Yine şöyle söylemiştir: Daha çocukken, dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken hissederdim ki bu dilin bir şeye ihtiyacı var. O ihtiyacın ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim; fakat mutlaka bir şey lazım olduğunu duyardım. Atatürk, çocukluk ve gençlik yıllarını Osmanlı Devletinin son ve en buhranlı, en çalkantılı dönemlerinde yaşamıştır. Üstelik O, bu çağlarım bir kazan gibi kaynayan Balkanlarda, sonra İstanbul ve ülkenin çeşitli yerlerinde geçirmiş, yıkılmakta olan Devletin çöküş sebeplerim ve kurtarılma yollarım düşünme fırsatı bulmuştur. O, istiklal Savaşı ve inkılapları ile, Türk milletinin yok olmasını önlemiş, yeni bir Devlet kurmuştur. Bütün bu tarihi olaylar, Onun bir vatanperver ve gözlemci aydın, asker, önder ve devlet kurucusu olarak, sosyal hayatımızın dertlerine ilişkin somut, elle tutulur, açık seçik teşhislerde bulunmasını ve yine somut, açık, inandırıcı, kesin kurtuluş önerileri ve çareleri düşünüp ileri sürmesini gerekli kılmıştır. O şöyle der: Bir milletin felakete uğraması demek, o milletin hasta, hastalıklı olması demektir. Bu sebeple kurtuluş, toplumdaki hastalığı tespit ve tedavi etmekle elde edilir. Yine O, mazinin hatalarım kökünden temizlemek, düzeltmek gerektiğini belirtir. Eğitimle ilgili hastalıklar ve hatalar ise, pek tabii, bunların basında gelmektedir. Atatürkün eğitimimizin durumuna ilişkin başlıca gözlem ve teşhislerini birkaç maddede toplayabiliriz: 1. Toplumumuzda yaygın bir bilgisizlik vardır Bu memlekette eskiden beri bilgisizlik devam ediyor. Eski idareler, bu bilgisizliği devam ettirmeyi kendi devamları için gerekli görüyorlardı. Bu memlekette cehaleti süratle ortadan kaldırmak lazımdır. Başka kurtuluş yolu yoktur. Atatürkün bu teşhisi, Namık Kemal’in bir görüşünü hatırlatıyor. O da şöyle yazmıştır Devletin en sevindiği şey bilgisizliktir. Atatürkün, bilgisizlik ve bunun zararları konusunda yaptığı bazı gözlemlerine daha göz atalım: Milleti yüzyıllarca başkalarının hırs ve faydalanma aracı kılan en büyük düşmanı bilgisizliktir. Milleti yüzyıllarca kendi benliğine sahip yapmayan, milleti yüzyıllarca kendi hakkında ihtiyatsız bulunduran hep bu bilgisizliktir. Hükümdarların, sunun bunun milleti esir gibi, köle gibi kullanmaları, bütün vatanı kendi öz arazileri gibi saymaları hep milletin bu bilgisizliğinden istifade edilmek sayesinde idi. Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden önce, bütün kuvvetimiz, bütün süratimizle bu bilgisizliği yok etmeye mecburuz- Burada bilgisizliği yalnız okuyup yazmak manasına almıyoruz. Biz cahil dediğimiz vakit mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören hakiki alimler çıkar. Bu memleketin asıl sahibi ve toplumumuzun esas unsuru köylüdür, işte bu köylüdür ki bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bir milletin yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni okuma yazma bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lazımdır. 2. Eğitim öğretim yöntemlerimiz uygun değildir. Atatürk, öğrencilik hayatında, baskıya - kısmen serbestiye dayanan, pasif-etkin, nakilci ve ezberci - deneyci, akılcı eğitim ve öğretim yöntemlerim bizzat yaşamış, Türk çocuklarının, gençlerinin yüzyıllardır nasıl yetiştirildiklerim ve bunun ne gibi sonuçlar verdiğini incelemiş, gözlemiştir. Mustafa Kemal, ilk defa, geleneksel ve basit bir öğretim yapan mahalle mektebinde Öğrenimine başlamış, birkaç gün sonra buradan ayrılıp Şemsi Efendinin yeni yöntemlere göre Öğretim yapan okuluna gitmiştir. O, ilk gittiği ve geleneksel usullerin uygulandığı mahalle mektebim sevmemiştir. Yıllar sonra, subay olarak Selanikte bulunduğu sırada her iki okulu da ziyaret etmiş, ilk gittiği mahalle mektebinin kapısında kocaman bir kilit görünce, kapanması isabet olmuş demiştir. Şemsi Efendinin yeni pedagoji yöntemlerine göre eğitim Öğretim yapan ilkokulunda ve daha sonraki askeri okullarda ise Mustafa Kemal çok iyi yetişmiştir. O, özellikle Şemsi Efendinin okulunda, yeni yöntemlerin ve hecelemede yenilik yapılarak sesleri ve kelimeleri okuma yöntemine geçilmesinin öğrencileri güçlüklerden kurtardığım görmüş, Onda yıllar sonra alfabe değişikliği fikri ve uygulamasında kanımca bunun da etkisi olmuştur. Mustafa Kemal, ilkokuldan sonra Önce Selanik’te Mülki (Sivil) Rüştiyeye girmiş, burada Matematik öğretmeni ve müdür yardımcısı Hüseyin Efendi Onu haksız yere dövmüş, vücudunu kan içinde bırakmıştır. Olay, bir disiplinsizlik olayı idi ve Mustafa Kemal’in suçu yoktu. Annesi Zübeyde Hanım, O senin hocandır, dövebilir diye teselli etmeye çalışmasına rağmen Mustafa Kemal haksız yere öğretmeninden bile dayak yemeyi hazmedemiyordu. O, öğrencilerin, insanların dayağa maruz kalmasını insanlık haysiyet ve onuruna yediremiyordu. Nitekim bu olaydan sonra o okuldan ayrılıp Askeri Rüştiye’ye kaydoldu. Bütün bu acı-tatlı tecrübelerden, gözlemler ve incelemelerden sonra Atatürk Temmuz 1921de Ankarada toplanan Maarif Kongresi’nde, öğretmenlerimizin önünde, Türk eğitim tarihinin en önemli teşhislerinden birini yapmıştır: Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, milletimin gerileme tarihinde en mühim bir amil (etkili sebep) olduğu kanaatindeyim. 3. Çocuklarımız üzerinde ailenin baskısı vardır Atatürk, ailelerin çocuklar hakkında yanlış bir tutumuna da ana babaların dikkatini çeker: Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var: Çocuklarını söyletmez ve dinlemezler, zavallılar lafa karışınca, sen büyüklerin konuşmasıyla karışma der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket.. 4 Bir milletin yükselmesi de, alçalması da eğitiminin milli olup olmaması ile ilgilidir. Bizim eğitimimiz ise milli değildir. Atatürk, Eylül 1924’te Samsunda Öğretmenlerle yaptığı konuşmada şu çok önemli teşhis ve tespitte bulunur: Terbiyedir ki bir milleti ya hür, bağımsız, sanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder.” (…) Yeryüzünde üç yüz milyondan fazla İslam vardır. Bunlar ana, baba, hoca terbiyesiyle terbiye ve ahlak almaktadırlar. Ne yazık ki, gerçek su ki, bütün bu milyonlarca insan kütleleri, sunun veya bunun kölelik ve horlanma zincirleri altındadır. Aldıkları manevi terbiye ve ahlak onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık meziyetini vermemiştir, veremiyor. Çünkü terbiyelerinin amacı milli değildir. Atatürk, yine aynı konuşmasında şunları söylemiştir: Makide, yüzyıllarca süren Türk devletlerinin devirlerine dikkat ediniz. Türk, kendi ruhunu, benliğim, hayatım unutmuş, nereden geldiği belirsiz bir takım başkanların şuursuz vasıtası olmak durumuna düşmüştür. Türk milleti kendi benliğim, kendi dimağını, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve mevcudiyetiyle, neticesi hor görülüş, esaret olan, karşılıksın köle olmaya giden alçak bir amaca doğru sürüklenmiştir. Millet, ne yazık ki, bu dalgınlık halini çok sürdürdü, bu yünden de her türlü yoksulluklara ve olumsuz, durumlara katlanmalara uğramaktan kendini kurtaramadı. Bütün bu baş eğmeleri, aldığı milli olmayan eğitimin kaçınılmaz. gereği olduğunu fark etmeksizin, sağlam bir terbiyenin etkisi olduğu kanısıyla uyguluyordu. Terbiyenin esası, terbiyenin amacı ve mahiyeti ne büyüktür. Atatürke göre, milli olmayan eğitimimiz, yüzyıllardır süren felaketlerimizin temel sebeplerindendir.Balkanların elimizden çıkma sebebi de, buradaki toplumların dil kurumları ve eğitimleri ile milli şuurlarının uyandırılmış olmasıdır. 5 İstikrarlı eğitim politikamız yoktur. Atatürk, Osmanlı eğitiminin son dönemleri için 1923’te şu teşhis ve tespitte bulunmuştur: Her Maarif Nazırının, Vekilinin birer programı vardı. Memleketin maarifinde, çeşitli programların uygulanması yüzünden öğretim berbat bir hale gelmiştir. Ocak 1923’te Eskişehirde bir maarif müdürü ile konuşan Atatürk, sonra şu açıklamayı yapmıştır: Bu, yirmi otuz yıllık maarif müdürü memleketimizin çeşitli yerlerini dolaşmış, dediklerine göre, birbirine zıt bir çok programlar almış, uygulamış ve uygulattırmıştır. Çünkü hükümet başına gelen her Nazır, kendine göre bir program yapıyor, onu tamim ediyor, uygulamaya çalışıyor. Bir müddet sonra başka bir Nazır geliyor, onu beğenmiyor, başka bir program uygulatıyor. 6. Eğitimimizin amacı, kendini, hayatı bilmeyen, her konuda yüzeysel bilgi sahibi, tüketici insan yetiştirmek olmuştur. 1.2. Atatürk’ün Eğitimimiz için önerileri, İstekleri, talimatları Türk milleti, Atatürkün önderliğinde bağımsızlık mücadelesine girişirken ve Cumhuriyeti kurarken, gençliğin bundan sonra hangi ilkelere, amaçlara, hangi eğitim felsefesi ve dünya görüşüne göre yetiştirilmesi gerektiğinin ivedilikle belirlenmesi çok önem taşıyordu. Gençliğin eğitimi artık eskiden beri süregelen, denenmiş, değersizliği ve hatta zararları kanıtlanmış bir felsefe ve dünya görüşüne göre yapılamazdı. Türk milletini ileri götürecek, insancıl, akılcı yeni eğitim ilkelerine ihtiyaç vardı. Ancak bunu başarmak kolay değildi. Bu işi yalnızca Atatürk yapabilirdi ve nitekim O üstlendi. Çünkü O, yukarıda da açıkladığımız gibi, Türk tarihi ve Türk eğitim tarihinden çıkan dersleri çok iyi biliyordu: Osmanlı Devletinde başlıca eğitim kurumları olan medreseler ve sübyan mektepleri 17. yüzyıldan beri yararsız, yalnızca din ve Arap kültürü veren okullar haline dönüşmüş, yeniliklere cephe alıp taşlaşmışlardı. Medrese zihniyeti matbaanın bile ülkeye girmesini geciktirmiş, Tanzimat döneminde başlayan eğitimde ve çeşitli alanlardaki yenileşme hareketlerim engellemiş, olumsuz etkisini sürdürmüştü. Atatürk, Osmanlı Devletinde yabancı okulların istedikleri gibi at oynattıklarını, azınlıkların, her çeşit etnik toplulukların eğitim yoluyla, iktisaden güçlenip siyasi bakımdan bilinçlendiklerini ve Devleti yıkmaya yöneldiklerini gözlemişti. Atatürk, sadece Türklerin amaçsız, etkisiz, cılız, anlamsız, köksüz bir eğitimin çarkları içinde kaldıkları ve milli benliklerinden habersiz yetiştirildikleri için kendi öz yurtlarında esarete sürüklendiklerini görmüştü… Atatürk, bütün bu gözlem ve teşhislerle yetinemezdi. Çünkü o, artık yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi. Bu yeni Devlet için yepyeni bir eğitim felsefesi ve politikasını da o tespit etti ve bunu bazen öneriler, bazen da istekler ve talimatlar şeklinde ifade etti. özellikle de öğretmenlere ve eğitimcilere seslendi. Bunun nedeni de, onun, öğretmenleri gerçek kurtuluşumuzun önderleri olarak görmesi idi. önce, bu konudaki sözlerini görelim: Halas-ı müstakbelimizin (gelecek kurtuluşumuzun) pişvay-ı mükerremleri (saygıdeğer öncüleri) olan Türkiye muallime ve muallimleri… (l5.7.1921de Ankarada Maarif Kongresin! açarken) Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o zaferlerin payidar (sürekli, kalıcı) neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir (sağlanabilir) (…) İrfan ordusunun kıymeti de siz Öğretmenlerin kıymetinizle Ölçülecektir. (24.3.1923te Kütahyada öğretmenlere seslenişi) Muallimler! Teni nesli. Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır. (25.8.1924te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi) “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak Öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz millet adım almak istidadım kazanmamıştır. Ona alelade bir kütle denir, millet denemez. Bir kütle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki bir toplumu hakiki millet haline koyarlar. (14.10.19254’de İzmir Erkek Öğretmen Okulundaki konuşması) Ordularımızın kazandığı zafer, sizin (Öğretmenlerin) ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanıp sürdüreceksiniz ve mutlaka muvaffak olacaksınız. (27.10.1922’de Bursada Öğretmenlere seslenişi) Öğretmenlerimizin sayıca yetersizliği yetişen öğretmenlerimizin değer ve faziletteki yüksekliğiyle ancak telafi edilebilir. Onun yukarıda incelediğimiz gözlem ve teşhislerinden, öneri ve isteklerinin neler olduğu anlaşılabilirse de, bunları ayrıca bazı başlıklar altında ele almak yararlı olabilir: 1. Gelecek nesiller Türkiyenin bağımsızlığım koruyacak, Cumhuriyeti koruyup yükseltecek biçimde yetiştirilmedir. (15.7.1921de Ankarada Maarif Kongresini açarken) Çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiyenin istiklaline, kendi benliğine, ananat-ı milliyesine düşman olan bütün anasırla (unsurlarla) mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir, (1.3.1922dc T.B.M.M. üçüncü toplanma yılını açarken) Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli (karakter ve kişilik sahibi) muhafızlar (koruyucular) ister (…) Muallimler, sizin basarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Teni Türkiyenin birkaç seneye sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılaba! (devrimler) sizin, muhterem muallimler, sizin içtimai ve fikri inkılaptaki muvaffakiyetinizle teyit olunacaktır (güçlenecektir). Hiçbir zaman hatırlanmadan çıkmasın ki. Cumhuriyet simden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. (25.8.1924te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi) 2. Eğitim milli olmalıdır Önceki dönemlerin milli olmayan eğitimini felaketlerimizin temel sebepleri arasında gören Atatürk,, yeni Türk Devletinin eğitiminin milli olmasını istemiştir. O, milli eğitimi, Temmuz 1921 Maarif Kongresinde şöyle açıklar: Bir milli terbiye programından bahsederken, eski devrin hurufatından (boş inançlarından) ve evsaf-ı fıtriyemizle (doğuştan sahip olduğumuz, özelliklerle) hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliye ve tarih iyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü deha-yı milliyemizin inkişaf-ı tamı ancak böyle bir kültür İle temin olunabilir. . Eylül 1924te, Samsunda öğretmenlere seslenirken de, halen milyonlarca müslümanın milli olmayan eğitimleri yüzünden esaret ve sefalet içinde bulunduklarım belirttikten sonra şöyle demiştir: Milli terbiyenin ne demek olduğunu bilmekte artık bir güna teşevvüş (belirsizlik, bulanıklık) kalmamalıdır. Milli terbiye esas olduktan sonra onun lisanım, usulünü, vasıtalarım da milli yapmak zarureti tartışılamaz. Milli terbiye ile inkişaf ve ila (yüceltmek) edilmek istenilen genç dimağları bir taraftan da paslandın,. uyuşturucu, hayali zevaitle (gereksin şeylerle) doldurmaktan dikkatle kaçınmak lazımdır. Atatürkün Mart 1923’te Konya gençlerine hitaben yaptığı konuşma da bize milli terbiye nin ne olduğunu anlamakta ışık tutacaktır: Aydınlarımız, milletimi en mesut millet yapayım der. Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der. Lakin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye hiçbir devirde muvaffak olmuş değildir. Bir millet için saadet olan bir şey diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birim mesut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanalım. Lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız, 3. Eğitim Bilime Dayanmalıdır. Atatürk, bilimin her alanda olduğu gibi eğitimde de bize tek rehber olması gerektiğim söylemiştir. Bu açıdan da o, eğitim tarihimizde yepyeni bir çığır açmıştır. Ekim 1922de Bursada öğretmenlere seslenirken şöyle demiştir: Milletimizin siyasi, içtimai hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır (…) ilim ve fen nerede ise oradan alacağız, ve milletin her ferdinin kafasına koyacağız. ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur. Eylül 1924’te Samsunda öğretmenlere bu konuda seslenişi şöyledir: Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet İçin en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir, ilim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, dalalettir (yolunu sapıtmadır). Temmuz 1927’de İstanbul’da öğretmenlere seslenişinde aynı konuyu işler: Eski hocalar nasıl dini esastan hakim olmuşlarsa, öğretmenler de ilim esasından kazanmaya başladıkları hakimiyeti sonuca ulaştırmalıdırlar. Son olarak, 29 Ekim 1933teki Onuncu Yıl Söylevine değinelim: Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. 4. Eğitim işe yarar, üretici ve hayatta başarılı olacak insanlar yetiştirmelidir. Osmanlıların duraklama ve gerileme dönemlerinde, Türk gençlerinin en çok rağbet ettikleri meslek din görevliliği ve memuriyettir. Tanzimatın eğitimde yenileşme hareketleri içinde de memuriyet ve katiplik daha da arzulanan bir meslek haline getirilmiştir. Gerileme ve çökmeye yüz tutma karşısında yöneticiler, aydınlar, toplum silkinip ciddi kurtuluş çareleri arayıp uygulayacakları yerde, aksine gerilemenin önemli sebeplerinden olan memuriyete aşın önem verme anlayışım sürdürmüşlerdir. Bir dilekçe sonunda saygılarımla diyebilmek için yüz çeşit anlamsız ifade biçimleriyle Türk gençleri meşgul edilmiş, konu zorlaştırıldıkça Önemli gibi görülmüştür. Öyle ki, gereksiz ifade ve kalıp formülleri öğreten kitaplar Gülbahçesi adıyla öğrencilerimizin önüne sürülmüştür: Gülşen-i Muharrerat yani yazışmaların gül bahçesi… Bütün bunlardan sonra Osmanlı Türklerinin neden memuriyete koşuştuklarına, ticaret, sanayi ve iş dünyasının Rum, Ermeni ve yabancıların elinde kaldığına şaşılır mı? Eğitimimizin memur yetiştirdiğini, işe yaramaz, yüzeysel bilgilerle öğrencilerin kafasını doldurduğunu ilk gözleyip dile getirenlerden biri Ali Suavi’dir. O, 1867de şöyle yazmıştır: Eğitim nedir, ne içindir, bunları halkın çoğu bilmiyor. Bunlar anlatılmadıkça, eğitimin zararından başka sonucu olmaz.. Biz eğitimi, yüzeysel olarak, cümle ve kalıplar, çekişme ve tartışma formülleri ezberlemek sanıyorum… Şimdi İstanbul öyle bir hale gelmiş ki, anasından doğan çocuk Devletin hazinesine ağız açıyor ve hiç kimse çocuğunun hakkında Devlet memuriyetinden başka bir düşünce taşımıyor. işte Atatürk, gerilememizin önemli sebeplerinden biri olan memur olmaya aşın düşkünlüğü ortadan kaldırmaya çalışmış ve eğitimimize yeni ve aktif bir insan tipi yetiştirmeyi hedef göstermiştir: Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul (yöntem), malumatı (bilgiyi) insan için fazla bir süs, bir vasıta-ı tahakküm (baskı aracı), yahut medeni bir şevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden ameli ve kabil-i istimal (işe dönük ve kullanılabilir) bir cihaz haline getirmektir. (1.3.1923de T.B.M.M. dördüncü toplanma yılını açarken) “Muallimler! Erkek ve Kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin ameli olması mühimdir. Memleket evladı, her tahsil derecesinde iktisadi hayatta amil (etkin), müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz olmalıdır (donatılmalıdır.) (25.8.1924’te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi) 1931 de de şöyle der: İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda yersin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman ı aç kalmaya mahkum olmadığına emin olsun. Özetle Atatürk, yukarıda da ifade ettiği gibi, eğitimin her şeyi biraz bilen fakat hiçbir şeyi iyi bilmeyen, sefalet ve açlığa mahkum insanlar değil, üretici, yararlı, hayatta başarılı olacak insanlar yetiştirmesini istemiştir. Türk eğitim tarihi bize, duraklama ve gerileme döneminin eğitim değerleri ve çocuk yetiştirme uygulamaları arasında korku, umutsuzluk ve karamsarlığın çok önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Bu konular ilk kez, ciddi biçimde II. Meşrutiyet döneminde (1908-1918) bazı düşünürlerimizce ele alınmıştır. Bunlar arasında eğitimci Satı Bey ve Mehmet Akif gösterilebilir. Mehmet Akif, 1912-1913 Balkan Savaşı yenilgisi ve felaketleri sırasında, bu duruma yol açan hatalarımızı araştırmıştır. Ona göre, Devletimizin çökmeye yüz tutmasının nedeni, beşikte kulağa fısıldanan, öğretmenler, müderrisler, hocalar, vaizler, yazar ve şairler, devlet adamları tarafından işlenen ve ne yazık ki kabullenilen bir hayat ve eğitim felsefesidir. Bu, dayakla terbiye vermeyi amaçlayan, korkak, ürkek, hareketsiz, kendine ve milletine güven duymayan, milletin geleceğine karamsar bir gözle bakan nesiller yetiştiren bir dünya felsefesidir. En büyük hatamız budur. Atatürk de bu anlayışa karşı çıkmış ve yeni nesillerin nasıl yetiştirilmesi gerektiğim açıklamıştır. Temmuz 1921de Maarif Kongresini açarken şöyle demiştir: Yeni neslin donatılacağı manevi vasıflar arasında kuvvetli bir fazilet aşkı ve kuvvetli bir dilden ve disiplin fikri de yer almalıdır. Atatürke göre, bir çocuğun normal öğretim derecelerinden geçerek okulda yetişmiş olması şarttır ve eğitimde düzen ve disiplin başarının esasıdır Atatürk, eski dönemlerin dayağa dayanan düzen ve disiplin anlayışı yerine, sevgiye dayanan bir düzen ve disiplin konulmasını İster. O, çocukların çoğu ailelerde büyüklerin yanında konuşturulmamasının çok yanlış Tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir. Böylece, hem hatalarım düzeltmeye imkan bulunur, hem de ileride yalancı ve riyakar olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerim hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı yamanda onların temiz yüreklerinde, yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk terbiyesinde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar. O, çocuklarımıza ideal (ülkü) aşılanmasını ve onların çalışkan olmalarını istemiştir: Hiçbir şeye muhtaç değilim, yalnız tekbir şeye çok ihtiyacımız. vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik ödersek temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz; hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı surette tedavi etmektir, milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabii sonucu olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır. (Ocak 1923te gazetecilere yaptığı konuşma) Gelecek için hazırlanan vatan evladına, hiçbir güçlük karşısında baş eğmeyerek tam sabır ve dayanma ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına da yavrularının tahsillerinin tamamlanması için her fedakarlığı göy almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim . Atatürk öğrencilerimizin kendilerine ve milletlerine güven duygusu ile yetişmelerim, asla aşağılık duygusuna kapılmamalarını da ister. 1936 da şöyle demiştir: Türkiye Cumhuriyetinin özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitab ediyorum: Batı senden, Türkten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün Batı nihayet teknikte bir yükselme gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! Malum, fakat zekanı unut! Daima çalışkan ol. Atatürk, sporu da, gençliğin milli terbiyesinin ana unsurlarından sayar. O, gençliğe kazandırılacak bütün vasıfların ve terbiyenin laik ve karma eğitim çerçevesi içinde gerçekleştirilmesini ister. 6. Eğitim toplumu cehaletten kurtarmalı, onun bilgi ve ahlak düzeyini yükseltmeli, kabiliyetlerim ortaya çıkarıp geliştirmelidir. Atatürk, toplumumuzun bilgisizliğim, felaketlerimizin en önemli sebepleri arasında gördüğünden, bilgisizliğin süratle ortadan kaldırılması gerektiğim her zaman ifade etmiştir. Başlıca istekleri ve gösterdiği hedefler Milletimizin saf seciyesi istidat (kabiliyet) ile malidir (doludur}. Ancak bu tabii istidadı inkişaf ettirebilecek usullerle mücehhez (geliştirebilecek yöntemlerle donatılmış) vatandaşlar lazımdır. Bu vazife de siz, muallimlere düşüyor” (l5.7.1921dc Ankarada Maarif Kongresini açarken) Tüm köylülere okumak, yazmak, vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi dini ve ahlaki malumat vermek ve amal-ı erbaayı (dört işlemi) Öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe varmak, eğitim tarihimizde kutsal bir merhale teşkil edecektir. (1.3,1922dc T.B.M.M. üçüncü toplanma yılını açarken). (25.8.1924te Muallimler Birliği Kongresi üyelerine seslenişi) Muallimler her vesileden istifade ederek halka konmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, muallimin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. (7.7.1927de İstanbul’da öğretmenlere seslenişi) ilk işimiz milleti çalışkan yapmaktır. (Ocak 1923te gazetecilere yaptığı konuşma) Aydınları halk seviyesine indirmekten piyade, bütün halkı eğitimde aydın olarak yetiştirmek gerekir. Atatürk Türk kadını ve annenin eğitiminin de önemle alınmasını istemiştir. 2. ATATÜRKÜN TÜRK EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ Atatürk, her Maarif Nazırının başka bir program uygulattığını söyledikten sonra der ki: Bütün bu uygulama ve programlar ne veriyordu? Çok burnu, çok öğrenmiş bir takım insanlar… Ama neyi bilmiş? Bir takım nazariyatı bilmiş! Fakat neyi bilmemiş? Kendini bitmemiş, hayatım, ihtiyacım bitmemiş, yaşamak için lazım olan her şeyi bitmemiş ve aç kalmış! işte, bu Öğrenim tartının uğursuz, sonucu olarak denilebilir ki, memlekette aydın olmak demek, çok bilmiş olmak demektir, sefalete ve fakirliğe mahkum olmak demektir. SONUÇ : Atatürk, Türk eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar. Çünkü O, bazı aydınlarımızca kısmen farkına varılsa da ayrıntılı, doğru, sistemli, kesin teşhisi konulamayan felaketlerimizin sebeplerim, bunların eğitimle ilişkilerim çok iyi görmüş ve göstermiştir. Bunlardan hareketle O, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti için yeni bir eğitim felsefesi ve politikası benimsemiş ve eğitimimizde, en zor fakat en gerekli atılımları gerçekleştirmiştir. Atatürkün öğretmenlere ve hepimize verdiği görevleri, eğitime gösterdiği amaçları her an hatırımızda tutmamız gerekir. Bunlar akılcı, insancıl, çağdaş, milli bir Türk eğitiminin temel ilkeleridir. Onları unutup savsakladığımız zaman, büyük zararlar göreceğimizde hiç kuşku yoktur. Onları içtenlikle, gereği gibi uyguladığımız zaman ise milletimizin gelişme ve yükselmesi kesinlikle gerçekleşecektir. Bu nedenle, Onun eğitimle ilgili gözlem ve teşhislerini, Öneri ve isteklerini tekrar tekrar okumak, iyice öğrenmek ve onların gösterdiği doğrultuda hareket etmek, başta Öğretmenler, eğitimciler, öğrenciler, devlet adamları olmak üzere herkesin görevidir. Bunu yaparken de çoğu kez yorumlardan kaçınmalıdır. Çünkü Atatürk düşüncelerim çok açık ve anlaşılır biçimde ortaya koymuştur. Onu doğrudan kendi düşüncelerinden tanımak son derece öğretici ve zevklidir. KAYNAKLAR AÇIKALIN, Şule Eğitim Liderliği Ders Notları Ankara: Hacettepe Üniversitesi, 1992 ADEM, Mahmut Ulusal Eğitim Politikamız ve Finansmanı Ankara: A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları, No: 172, 1993 Atatürkçü Düşünce Işığında Eğitim Politikamız Eğitim Politikası Ankara: 1995 AKSOY, Ömer Asım Atatürkün Halkçılık Anlayışının Eğitimdeki önemi Ne Olmuştur? Türk Eğitim Derneği V. Eğitim Toplantısı, Ankara 4-6, 11 1981 Atatürk ve Eğitim Ankara: TED Yayını, No:5, 1981 AKYÜZ, Yahya Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993e) İstanbul: Kültür Koleji Yayınları Eğitimde Arayışlar Dizişi: 4, 1994 AKYÜZ, YAHYA: Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1985’e), Ankara, 1985, 2. Bs., 462 s. AKYÜZ, YAHYA: Atatürkü Yetiştiren Öğretmenlerden Birkaçı, Atatürk Devrim ve Eğitim Sempozyumu (Nisan 1981), Ankara, 1981, s. 109-122 (A.Ü. Eğitim Bil. Fak. Yay.) ATATÜRK’ÜN Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1961-1963, 3 C. (Haz. Nimet Arsan). Türkün Altın Kitabı, Gazinin Hayatı, İstanbul, 1928. CEBESOY, ALİ FUAT: Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1967, 1743. ERDEM, Ali Rıza. Eğitimin Gerekliliği Bilgi Çağında Eğitim. Yıl:3, Sayı:6, Ocak-Şubat-Mart 1996 Bir Eğitim Lideri Atatürk (Eğitim Liderliği Ders Ödevi) Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Ocak 1993 ERTÜRK, Selahattin. Eğitimde Program Geliştirme Ankara: Yelkentepe Yayınları, 1972 FEYZİOĞLU, NEYZİ: Öğretmenin Sorumluluğu ve Toplum, Milliyet, 9 Ekim 1978 (Atatürkün Kayseri Lisesinde Fizik öğretmeni Abdullah Efendinin dersine girmesi hakkında). FEYZIOGLU, Turhan ve Diğerleri Atatürk Yolu Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, 1987 FİDAN, Nurettin. ERDEN, Münire Eğitim Bilimine Giriş Ankara: Repa Yayınları, 1989. GÖKSEL, BURHAN: Atatürkün Eğitim Konusundaki Görüşleri ve Misak-ı Maarif, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Temmuz 1985, Sayı 3, C. 1, s. 921-958. KOCATÜRK, ÜTKAN: Atatürkün Fikir ve Düşünceleri, Ankara. 1984, 3. Bs., 374 s. OĞUZKAN, Ferhan. Eğitim Terimleri Sözlüğü Ankara. Türk Dil Kurumu Yayını, 1974. ÖZCAN, Demirel Eğitim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Usem Yayınları No: 10,1993 ÖZÇELİK, Durmuş Ali. Eğitim Programları ve Öğretim Ankara: ÖSYM Yayınları, No: 8, 1989 ÖYMEN, HIFSIRRAHMAN RAŞİT: Atatürkün Saygı ile Andığı öğretmeni Naki Yücekök, Eğitim Hareketleri, Kasım-Aralık 1971, c. 17, Sayı 200-201, s. 1-5. PASİNLER, GALİP: Meslek ve Vazife Aşıkı Bir Maarifçi, Akşam, 13 Aralık 1938, s. 9 (Atatürkün ilk öğretmeni Şemsi Efendi hakkında). Su, KAMİL: Atatürk Bir Tarih Dersinde, Belleten, Ocak 1981, c. XLV/I, Sayı 177, s. 419-436 (Atatürkün Ocak 1933te Balıkesir Lisesinde Tarih dersine girmesi hakkında). TAYMAZ, Haydar. Hizmet içi Eğitim Ankara: Pegem Yayınları No:3, 1993 UNAT, FAİK REŞİT: Atatürk’ün ilk öğretmeni Şemsi Efendi ve .Okulu, Eğitim, Mart 1963, C. 1. Sayı 3, 5.38-42. UNAT, FAİK REŞİT: Atatürkün öğrenim Hayatı ve Yetiştiği Devrin Milli Eğitim Sistemi, Atatürk Konferansları (Türk Tarih K. Yay.), I, Ankara, 1964 (Resimler kısmında Atatürkün ilk öğretmeni Şemsi Efendinin bir fotoğrafı ve Atatürkün çeşitli okullarda aldığı notları gösteren dört adet belge vardır.). ÜLKÜTAŞIR, M. SAKİR: Atatürk ve Harf Devrimi, Ankara, 1973. |