![]() |
|
|
Beat, Bird, Bebop… Biyografi Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 31 kişi öğrendi :) Beat, Bird, Bebop… Biyografi Bu Bilginin Kategorisi : BiyografiBeat, Bird, Bebop… Beat Hareketinin henüz yeni gelişmeye başladığı dönemde bebop özellikle New Yorkta, üs edindiği 52. Cadde klüplerinde çoktan etkili bir akım haline gelmişti. Doruk noktasına 1940larda ulaşan bebopun özelliği, büyük orkestra geleneğine aykırı olarak daha küçük gruplarla icra edilmesi ve virtüöziteyi öne çıkarmasıydı. Bebopun rönesansı Dizzy Gillespie, Thelonious Monk, Charlie Parker, Max Roach and Miles Davis gibi müzisyenlerin başlattığı bebop rönesansı New Yorkun kalbinde cazı yeni bir döneme sürüklüyordu. Jack Kerouac, Allen Gisberg ve arkadaşları da aynı dönemde zamanlarının büyük bölümünü Red Drum, Mintons, The Open Door ve benzeri klüplerde gevezelik ederek ve müziğe takılarak geçiriyorlardı. Charlie Parker, Dizzy Gillespie ve Miles Davis kısa bir süre içinde bu estetler grubunun gizli kahramanları olmuşlardı. Aralarında çalabilen pek az kişi olmasına rağmen ya da belki tam da bu yüzden caz onlar için nihai bir referans noktası oluşturuyordu. Ondan bunaltılı, acı çeken, münzevi, diğerleriyle birlikte eyleyen ama yalnız sanatçı imgesini aldılar. Cazın dilini konuştular, cazcıların uyuşturucuları etrafında komünal törenler yarattılar ve ölmüş caz müzisyenlerine ateşli bir biçimde tapındılar. Müziği ölümcül olan müzisyen saf kendiliğindenliği temsil ediyordu. Tek başarılı kitabı Goda Beat yazarı John Clellon Holmes şöyle yazıyordu: Bu modern cazda kendileri adına konuşan adsız ve asi bir şey işittiler ve hayatları ilk kez bir gerçeği tanıdı. Bu, bir müzikten fazlasıydı; hayata karşı bir tavır, bir yürüyüş tarzı, bir dil ya da bir giysi haline geldi; bu içedönük çocuklar … sonunda bir şey hissettiler. Hem caz müzisyenlerinin hem de Beat yazarlarının sanatsal ideallerini açıklamak için en iyi örnek herhalde 19. yüzyıl Fransız şairi Arthur Rimbauddur. Rimbaudnun sanatçının yaratıcılık görevine dair tutumu caz müzisyenleri ve Beat şairlerininkilerle oldukça benzerdir. (Cazcılar tutumlarının benzerliğinin farkında olmasalar da Beat şairi büyük olasılıkla Rimbaudyu bilinçli olarak taklit etmiştir.) Rimbaud genç yaşlarında çok fazla içki içer ve şiir yazardı ve uyuşturucu kullanan caz müzisyenlerinin çoğu gibi esriyerek bitkin düşerdi. Kendisini sanatına öylesine ateşli bir biçimde adamıştı ki daha yirmi bir yaşında daha fazla ilerleyemeyeceği bir noktaya gelmişti. Beatler Rimbaudyu da Charlie Parker ve Miles Davis gibi gizli kahraman ilan etmişlerdi. Beatlerin bir çoğu, kahramanları olan caz müzisyenlerine özenerek ve uyuşturucuların onlara esinlediklerini kendileri için de umarak eroin, benzedrin ve başka maddeler kullandılar. Kerouac bir kuşak ve bir edebi akım olarak Beatleri haber veren tanınmış kitabı Yoldayı üç gün süren bir benzedrin partisi sırasında yazmıştı. William Burroughs kült kitapları Canki ve Çıplak Şöleni yazarken kendi eroin bağımlılığından esinlenmişti. Elbette Beatler bebop sanatçılarının yalnızca yaşam tarzlarını taklit etmek gibi bir saflık göstermediler; aynı zamanda babop ilkelerini düzyazıya ve şiire uyguladılar. Bunun bir sonucu olarak zaman zaman bop nesri olarak nitelendirilen bir edebi üslup ortaya çıktı. Beat nesri, özellikle Jack Kerouacın çalışmaları bop ilkelerinin yazıdaki temsili olarak bilinç akışı yönteminin başarılı örnekleriyle, güçlü patlamalarla telaffuz edilmiş sözcüklerle doludur ve genellikle spontan bir tarzda, çok az noktalama kullanılarak üretilmiştir. Jack Kerouac yöntemi hakkında yayınladığı az sayıdaki çalışmalarından biri olan Spontan Düzyazının Temellerinde, Aşamalar olmadan… belagati bölen güçlü boşluk darbeleriyle (caz müzisyeninin üflediği müzik cümleleri arasındaki soluklanışındaki gibi) yazmaktan söz eder. Ginsberg, 1968de Michael Aldriche verdiği bir röportajda şöyle der: Evet. Kerouac mesleğini doğrudan Charlie Parker, Gillispie ve Monktan öğrendi. Sonradan düzyazıya uyarladığı 43 to Symphony Sidi, Night in Tunisiayı ve bütün kuş uçuşu tarzı şeyleri dinliyordu. Allen Ginsberg Beat tarzının ayırt edici ilkelerinden birini, Zen Budizm felsefesini kendi sözleriyle açımlarken İlk düşünce en iyisidir biçiminde ortaya koyar. Yazıya uygulanan bu doğaçlama tekniğini dilde oluşturmak olarak nitelendirir. Bu teknik şu ya da bu şekilde Beat yazarlarının çoğu tarafından kullanılmıştır. Şiirlerin ritmleri, ölçüleri ve dize uzunlukları da Avrupalı geleneklerden çok az iz taşır; yine bu öğelerin caz müziğiyle sıkı bir ilişki içinde biçimlendiklerini söylemek yanlış olmaz. Ginsberg şiirlerini yazar ve okurken kendisini bob sanatçılarının yerine koyar: Tek nefeste okunan çok uzun cümleleri vardır ve soluklanmak için durduğunda, çoğu kez duraklamadan önce telaffuz ettiği son sözcükle şiiri sürdürür. Cazın ayırt edici özelliklerinden biri, siyah Afrika kökenli tüm müziklerde olduğu gibi vurguyu genel olarak ikinci ve dördüncü vuruşlarda tutmasıdır; Batı kökenli müziklerde genel olarak bu vurgu birinci ve üçüncü vuruşlardadır. Beat şairleri de caza özgü bu yapıyı sanatlarına taşımışlar ve caz tekniklerindekilere benzer aksak ve gevşek ritimleri şiirlerinde sık sık kullanmışlardır. Bu teknikler en başarılı biçimde Ginsbergin ünlü şiiri, Kerouacın Yoldasının nazımdaki karşılığı denebilecek Ulumada örneklenmiştir. Ginsberg 1959da şiir anlayışı hakkında yazdığı bir yazıda şöyle yazar: Vurguyu korumak, ölçüyü tutmak, geri dönmek ve yeni bir yaratım hattına doğru havalanmak için bir üs olarak kullandığım kim sözcüğüne dayandım Ulumanın sözel tekniği, rahatlıkla, Charlie Parkerın aynı tema üzerinde dönerek doğaçlama yaptığı, bir nefes aralığından sonra yeniden başka bir doğaçlamaya geçtiği, herhangi bir parçasıyla karşılaştırılabilir. Yine de Ginsberg söz konusu şiiri yazarken aklındakinin daha çok Lester Young olduğunu söyler. Şaire bakılırsa bu aklı Kerouactan almış, daha doğrusu şiiri Youngı ona ilk dinleten Kerouacın sayesinde yazmıştır. Caz dünyasıyla en güçlü ilişkiye geçmiş Beat yazar, büyük olasılıkla, müzisyenlerin ezici kısmıyla aynı ırka mensup olan Leroi Jones olmuştur. Daha sonraları adını Amiri Baraka olarak değiştiren şair, tevarüs ettiği siyah gelenek ve buna bağlı olarak geliştirdiği politik tavırla genellikle beyaz olan Beat yazar kuşağının çekirdek grubundan farklı bir konumda bulunur. Baraka, farklılığını şiiri için verimli bir malzemeye dönüştürmeyi başarmış ve kuşağın kalanından daha etkin ve sürekli bir eylemlilik ortaya koymuştur. Baraka hayranlık duyduğu besteci ve saksofoncu John Coltranein My Favorite Things gibi çalışmalarında uyguladığı tersyüz tonlarının Kerouacın Desolation Angels ve Yoldasında olduğu gibi beyazlar tarafından kullanılışına dikkat çekmiştir. Beat yazarlar arasında özellikle Kerouac kitaplarının dışında da bebopla içli dışlı olmuştur. Jack Chambers Milestones: The Music and Times of Miles Davis kitabında Kerouacın Village Vanguarda (New Yorkun en köklü ve ünlü caz klüplerinden biri) üye olduğunu ve bazen tamamen yanlışsız bir şekilde ve basit bir taklitten çok öteye geçen bir tarzda Miles Davisin sololarına scatlarla eşlik ettiğini yazar. Ted Joans da Kerouacın bir sürü cazcı tanıdığını ve Zoot Sims, Al Cohn ve Brue More gibi sanatçılarla dostluk kurduğunu belirtir. Ginsberg nasıl Ulumayı Lester Young etkisinde yazdıysa, Kerouacın Yoldası da kısmen Dexter Gordon ve Wardell Grayin The Huntlarının etkisinde kaleme alınmıştır. Dean Moriarty (Neal Cassady) büyük bir fonografın önünde eğilmiş vahşi bir bop kaydını dinliyordu…. Dexter Gordon ve Wardell Grayin, kayda fantastik-azgın bir güç veren çığlıklar atan izleyiciler önünde aletlerine üfledikleri The Huntı… Yoldanın bir başka bölümünde Kerouac bir caz tarihçisi rolüne soyunur. Chicagoda bir caz klübünde dinlediği bir performanstan sonra şu satırları yazmaya girişir: …Bir zamanlar New Orleansın çamuru içinde güzel aletine üfleyen Louis Armstrong vardı; ondan önce de resmi günlerde geçit yapan ve sousa marşlarından aniden ragtimea geçen çılgın müzisyenler. Sonra swing ve Roy Eldridge vard; dinç ve güçlü, içindeki her şeyi güç ve incelik dalgaalrı halinde borusuna üfleyen -parlayan gözleriyle ve sevimli gülüşüyle aletine yaslanan ve caz dünyasını sarsmak üzere onu yayına sokan. Sonra Charlie Parker geldi, annesinin odunluğundaki kütükler arasında her yanı bantlanmış altosuna üfleyerek, yağmurlu günlerde çalışarak, swing yapan yaşlı Basie ve Benny Moten grubunu izleyerek…. Tüm Beat yazarları içinde cazcılardan en çok etkilenen John Clellon Holmes gibi görünür. The Horn başlığını taşıyan kitabının bütünü Edgar Pool adlı bir düşkün ve dışlanmış saksofoncuya adanmıştır. Holmes aynı zamanda Dexter Gordonun yukarıda da anılan The Hunt adlı çalışmasının gelecekte edineceği anlamları öngörmüş gibidir: The Huntta tanrıtanımazlığın, akılcılığın ve liberalizmin Dixielandinden kurtuluşumuzun marşını dinledik ve nihayet grubumuzun isyanının yolunu bulduk. Holmesun Go kitabı cazla ilgili birçok dinsel imgeyle doludur; ahit, ayin, kutsal, sır, peygamberlik, tören ve sunak gibi sözcükler söz konusu kitapta sık sık kullanılmıştır. Bununla birlikte 1948 sonlarında Holmesun güncesine yazdıkları onun caza ve Beate karşı tutumu açısından oldukça ironik görünür. …bop hakkında: Çok geç bir vakte kadar tam altı saat boyunca altı saat boyuncasizin isteğinizle ve alışmış olduğumuz üzere caz çalan Sypmhony Sidi dinleyerek Jackte (Kerouac) kaldım. Dizzy ve Parkerda bir sürü incelik duymama rağmen müzik olarak hala kafamı karıştırıyor ve kafamda bunun savaş sonrası döneme… bir yanıt olduğu konusunda hiç kuşku yok. Aslında geç dönem swinginden ve cazın bir geçiş döneminden yavaşça evrilen bopu yanlış bir biçimde bir tepki olarak nitelendiren Holmes, durumu anlamayan tek insan değildi. Yine de Holmes bebop müzisyenlerinden inkar edilemez bir derecede etkilenmişti. Batı Kıyısı şairleri caz hareketinden öyle etkilenmişlerdi ki, canlı performanslarında caz ve şiirin bir sentezini yapmakta önemli adımlar attılar. Bu hareketin başını çeken iki isim, şiiri, Ginsbergin deyişiyle gündüz gözüyle gelip kendilerini becerecek olsa bile şiiri tanıyamayacak olan akademisyenlerin pençesinden kurtarmaya çalışan Lawrence Ferlinghetti ve Kenneth Rexrothtu. Harekete katılan şairlerin çoğu San Fransisconun ünlü caz klubü Cellarda şiirlerini okudular. Cazı işin içine katmakla daha çok izleyici çekmeyi ve şiiri sıradan caz klubü müdavimlerinin düzeyine getirmeyi amaçlıyorlardı. Bu performansların çoğu kaydedilerek piyasaya sürüldü. Rexroth 20 dakikalık şiiri Öldürmemelisini serbest caz eşliğinde okudu. Ferlinghetti caz eşliğinde okunması için birçok şiir yazdı. Bu şiirlerin yedisinin bulunduğu A Coney Island of the Mind (Akıl Adasında Bir Tavşan) adlı kitabının Sözel Mesajlar başlığını taşıyan girişinde Ferlinghetti şunları yazar: Bu yedi şiir özel olarak cazın eşlik etmesi için tasarlandılar; bu yüzden de kitap sayfaları için yazılmış şiirlerden çok kendiliğinden söylenmiş sözel mesajlar olarak değerlendirilmelidirler. Cazla deneysel okumanın devam eden bir sonucu olarak hala bir değişim durumundadırlar Bu yeni akım, caz müzisyenleri için şiirini ezberden okuyan şairin sessel ve duygusal bir öğe olarak müziğe yedirilebilmesi konusunda güçlükler çıkardı. Lippincott bu tecrübeyi anarken şunları söyler: Aletlerimizle şairin sözcüklerine ve önceden ayarlanmış çıkışlarına olabildiğince duygusal karşılıklar veriyorduk. Birçok dize boyunca … davulları dalgalanır ya da gümbürder halde tutmamız, bası dipten girmemiz ve yayla çalmamız gerekiyordu. Beat yazar ve şairlerinin çok azı caz müzisyeniydi ve caz müzisyenleri genellikle edebiyattan esinlenmiyorlardı. Kısacası, caz ve Beat arasındaki ilişkide bir karşılıklılıktan söz etmek çok zordur. Yine de birkaç istisnadan söz etmek mümkündür: Charles Mingusun Fables of Faubus çalışması zaman zaman şiir eşliğinde icra edilmiştir. John Coltranein A Love Supremei de kapağında ünlü saksofoncunun kaleme aldığı bir şiirle yayınlanmıştır. İki sanat alanı arasındaki etkileşim Kerouacın birine Miles Davisin de katıldığı, burada daha önce de anılmış etkinliklerinde bir dereceye kadar ilerleyebilmiştir. Bebopla Beat hareketinin çok verimli sonuçlar yaratan bu karşılaşmalarından sonra caz, başka birçok akıma açılarak yoluna devan etti. Caza, bebopa haddinden fazla bağlı Beatler ise edebiyatta yeni bir yol açtıktan sonra dünyanın bugün hala ilgiyle incelediği bir kuşak, avangard sanatın Amerikadaki ilk ve son etkili örneği olarak tarihe mal oldu… |