![]() |
|
|
Cengiz Özkan kimdir ? Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 33 kişi öğrendi :) Cengiz Özkan kimdir ? Bu Bilginin Kategorisi : BiyografiCENGİZ ÖZKAN 1967 yılında Sivas’ ın Divriği ilçesinde doğan Cengiz Özkan 1980 yılında İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı Çalgı Eğitim Bölümü’ ne girdi. 1991 yılındaki mezuniyetinden sonra İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü THM Ana Sanat Dalı’ nda Yüksek Lisans eğitimine başlayarak 1993 de mezun oldu. Mezuniyetinin ardından İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’ nda , İzmit Belediye Konservatuarı’ nda öğretmen, İstanbul Üniversitesi THM İcra Heyeti’ nde ise icracı olarak çalıştı. Albümleri GELİN-2005 Katkı Sunduğu Albümler MAPUSHANE TÜRKÜLERİ Hakkında Çıkan Bazı Yazılar Şarkı gibi türküler / Sinan Gündoğar Üç yıl önce çıkardığı “Kırmızı Buğday” albümü kapağının içindeki resminin farklılığıyla dikkatleri çekmişti, Cengiz Özkan. Günlük yaşamdaki insan kalabalığının içerisinde, kasketiyle duran ve yanından gelip geçenlerden hiçbir farklı olmayan bir kişiydi. Bu görüntü, onu biraz daha “bizden” göstermişti belki de. Cengiz Özkan, yeni albümü “Ah İstanbul”da, farklı bölgelerden türküler seçerek oluşturmuş repertuvarı. Bu eğilim, aslında onun konservatuvar eğitimi almasından sonra gelişmiş. Çünkü Sivas-Divriğili olan Özkan, o yöredeki deyişler, aşıklamalar ile büyümüş. Kendi deyimiyle, o dönemler farklı yörelerin ezgileri kendisini etkilemezmiş. Ancak konservatuvar eğitimine başladıktan sonra, farklı yörelerin ezgilerini bütün incelikleriyle tanımaya başladıktan sonra, onlardan da tat almaya başlamış. Bunun üzerine de, yetiştiği yörenin değil de, yeni tanımaya başladığı yörelerin ezgilerini yorumlamaya başlamış. Cengiz Özkan, TRT’de 12 yıl çalışmış olan bir bağlama ustası. Konservatuvarda aldığı eğitimi, müzikal kimliğini oluştururken iyi kullanmış. Altı sene batı müziği, altı sene Türk sanat müziği okumuş, makamları öğrenmiş, ondan sonra çalgı bölümündeki eğitimini tamamlamış. Bundan sonra da, bu eğitimin almış olan bir sanatçının yapması gerekeni yapmış ve elde ettiği birikimleri müzikal çizgisini şekillendirirken kullanmaya başlamış. Aldığı eğitimde, Türk sanat müziğinin, bu müzikteki makamların etkisini ilk olarak Özkan’ın söyleyiş tarzında bulmak mümkün. Söyleyiş tarzında otantik bir türkü yorumculuğundan söz etmek pek mümkün değil. Ancak hemen belirtelim, “kentli türkücüler”in yorumlarındaki “düz söyleyiş” de yok. İkisinin arasında bir yorum tarzı söz konusu. Başka bir deyişle, Özkan, otantik türkü yorumlamalarının vazgeçilmez öğesi olan “gırtlak hareketlerini” kullanmıyor, ama, sesinde bunu andıran çok yumuşak geçişler yer alıyor. Cengiz Özkan da, bunun zorlama olmadığını belirtiyor. Bu yöneliminin aldığı eğitimin bir sonucu olduğunun farklında. Özkan’ın repertuvarı belirlerken kullandığı ölçüt de, bu birliktelik hakkında yeterince ipucu verir nitelikte. Özkan, bunu, “Benim seçtiğim repertuvar, genelde şarkı gibi türküler’den oluşuyor. Doğal olarak yorum tarzım da, bu çerçevede oluyor. İlk albümüm olan Kırmızı Buğday’ın adını aslında Şarkı Gibi Türküler’ koymayı düşünüyordum. Benim tarzıma ve tavrıma uygun olduğu için, repertuvarı oluştururken bu ölçüte dikkat ediyorum. Sieçtiğim türkülerin, yörelere, kullanılan enstrümanlara, kullanılan makamsal yapıya bağlı olarak, şarkıya yakın olduğunu belirtmek mümkün” cümleleriyle değerlendiriyor. Benzer bir durumun enstrümanlar için de olduğunu belirtmek mümkün. Albümdeki kimi parçalarda otantik halk müziğinin enstrümanlarını da kullanmış olmasına rağmen, biraz daha kentli bir görünümle karşılaşıyoruz. Kimi zaman, iki enstrümanla oluşturulmuş yalın bir düzenleme söz konusu iken, kimi zaman ise, bağlama grubu ve farklı enstrümanların birlikteliğiyle sağlanmış bir orkestrasyonu rastlayabiliyoruz. Bunun neye göre belirlediğini soruyoruz, Özkan’a. “Her türküyü ayrı düşünüyorum. O türküye ne yakışacağını hissediyorsam, onu kullanmaya çalışıyorum. Tabii bu süreçte denemelerde de bulunuyorum. Örneğin bir türküye kavalın iyi gideceğini düşünürsünüz, denersiniz, istediğiniz sonucu alamadığınızda “mey”i kullanma yoluna gedersiniz. Genelde, repertuvarı oluştururken düzenlemeler açısından nelerin yapılacağı da düşünülür. Örneğin, türküde bir şarkı havasını yakalarsınız, ya da bu bir kent türküsüdür diye düşünürsünüz, tambur kullanırsınız, keman kullanırsınız. Ah İstanbul’ bunun bir örneğidir. Bir Ay Doğar’da bağlamasız olamazdı, bunun yanı sıra, Yıldız Dağı’nda Trakya’da ince saz adı verilen enstrümanları kullandık. Yani, genellikle türküyü kendi yöresindeki yapısından uzaklaştırmadan düzenlemeler oluşturmaya dikkat ediyoruz. Bey Mayil’de keman kullandık, çünkü o yörede keman kullanılıyor. Türkülerin otantik yapısını, altyapının üstünde kullandığımız enstrümanlarla doğrulamaya çalıştık” diyerek cevaplıyor bizi. Albümün bütünlüğünde, dikkati çeken diğer bir noktanın da, içerdiği duygu olduğunu belirtelim. Tüm albümde bir dinginlik söz konusu. Ancak bu dinginlik, bir yaşama sevinci, coşku ya da mutluluğun verdiği bir dinginlik değil. Hüznün verdiği bir dinginlik. Başka bir deyişle, yılgınlığa dönüşmeyen, yıkılmamışlığın içerdiği bir hüznün yarattığı dinginlik. Özkan’ın kendi yaşantısı ile, bu duygu arasında bir bağlantı kurmak hiç zor değil. Çünkü türlü zorluklarla sürdürdüğü eğitim yaşamı boyunca hissettiği bir eziklik söz konusu. Bundan hareket edildiğinde, yaşantısındaki sevinçlerin hüzünlerden daha az olduğunu belirtebiliriz. Aynı koşulların, toplumdaki büyük çoğunluk için geçerli olduğunu düşündüğümüzde, “hüzünlü türküler”in neden çok sevildiğini de anlamış oluruz. Bütün albümün dışında değerlendirilebilecek bir tek parça var: “Deniz Dalgasız Olmaz”. Özkan, bunu piyasa için yaptıklarını söylüyor. Aynı zamanda bu söyledikleri, bir sitemle birlikte, bir eleştiriyi de içeriyor: “Nitelikli eserlerden oluşan bir repertuvar oluşturuyorsunuz. Albümün oluşturulması aşamalarından büyük emekler harcıyorsunuz, ancak kimse sizin farkınıza bile varmıyor. Bunu düşünerek, Deniz Dalgasız Olmaz’ piyasa için yaptık. Türkülerde tamamen batılı altyapı kullandık. Günümüzde bu tür şeyler göze çarpıyor!.. Türküyü, stüdyoda bir kez okudum, bir daha da okumadım.” ************************************************** ********* Çocukluğunda babasıyla birlikte plaklardan, radyodan dinlerdi Aşık Veyseli. Onlar da Sıvaslıydı. Altı yaşındaydı Cengiz Özkan, ustası Veysel öldüğünde. Bir aile büyüğünü kaybetmişçesine üzüldü. Dokuz yaşında aldı sazı eline. İlk hocası saz yapımcısıydı. Sonra konservatuvarın yolunu tuttu. Veyseli hiç tanıyamadı ama, şiirinden, müziğinden, yaşamından çok şey kattı kişiliğine. Şimdi, Cengiz Özkan 36 yaşında ve ustasına vefa borcunu ödüyor. Ölümünün 30uncu yıldönümünde (dün), diğerlerine göre daha az bilinen 12 Aşık Veysel deyişini bağlamayla söylüyor. Onun ağzından kendini anlatarak’, Veyseli yeniden seslendiriyor. DİNLEMEK YETMEZ, OKUMALI Ölümünün üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Aşık Veysel hálá Türkiyenin, eserleri en çok seslendirilen 10 müzisyeni arasında. İki yıl önce Aşık Veysel deyişlerini kendi sesinden yayımlayan Kalan Müzik bu kez az bilinen eserlerini genç bir sanatçının yorumuyla sunuyor. TRT İstanbul Radyosu saz sanatçılarından Cengiz Özkan Saklarım Gözümde Güzelliğini’’ albümünde Aşık Veyselin deyişlerini sesiyle, sazıyla yorumluyor. Bunlar Cengiz Özkanın çocukluğundan beri dinlediği deyişler. Her dinleyişte sözünde, müziğinde yeni bir şeyler keşfediyor. Aşık Veyseli anlamak için ezgilerini çok dinlemek, ayrıca deyişe dönüşmeyen, şiir olarak bırakmayı tercih ettiği eserlerini okumak gerektiğini söylüyor: Aşık Veysel de çok uzun bir dinleme sürecinden geçmiş. 49 yaşına kadar hep usta işi türküler söylemiş, sonra kendi deyişlerini söylemeye başlamış. Ben de uzun dinleme sürecinden geçtikten sonra bu yıl türkülerini kaydetmeye karar verdim. 30uncu ölüm yıldönümüne gelmesi sadece bir tesadüf.’’ ORTAK NOKTAMIZ HÜZÜN Özkan kendini bir aşık olarak görmüyor. Yine de ustasıyla ortak yönleri olduğu kanısında: Aşık Veysel hüzne yakın bir ozan. Ben de hüzünden zevk alıyorum. Aslında bu Anadolu insanında var. Bir araya gelip uzun hava söylerler, dertlenirler, ağlarlar ertesi gün de ne güzel eğlendik derler. Aşık Veyselin de bazı durumlarda böyle düşündüğünü zannediyorum.’’ Ustası Veysel’le tanışma, söyleşme fırsatı yakalayamadığı için üzgün. Aşık Veyseli kendi ezgilerini çalarken dinlemek isterdim. Belki biz geç kaldık, belki de o erken gitti. Onunla karşılaşamadığım için gerçekten üzgünüm.’ Ayten SERİN / Hürriyet-Yaşam 22-03-2003 ************************************************** *** Halk müziği sanatçısı Cengiz Özkan’ın beşinci albümü “Gelin”. Türk halk müziği repertuarında önemli bir yeri olan “gelin türküleri”ne odaklanan albüm, sade düzenlemeleri ve geniş repertuarıyla dikkat çekiyor. Albümde, halk müziği tutkunlarının yakından bildiği “Gelin Ayşe” türküsünden “Allı Gelin” türküsüne, “Zilha Gelin”den “Gelin” uzunhavasına, gelinlerin yaşadığı acılar, sevinçler, umutsuzluklar, vb. pek çok ruh halini yansıtan türküler yer alıyor. Albümün giriş yazısını yazan, Paris’te yaşayan ünlü ses sanatçısı Tülay German’ın yazdığı gibi “Cengiz Özkan’ın ses telleri sanki gırtlağında değil de yüreğinde”… |