![]() |
|
|
Coğrafi Keşifler Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 151 kişi öğrendi :) Coğrafi Keşifler Bu Bilginin Kategorisi : BilimBilinmeyen, bir anlamda esrar ve tehlike demektir, ama aynı zamanda, akla gelmedik zenginliklere ulaşma olanağını da kendinde taşır. İşte bu yüzden, bütün keşif gezilerinin temelinde rastlantılar, çıkar duygusu ve insanların karşı konulmaz merakları yatar. Tarihöncesinde yaşamış uzak atalarımıza göre Evren, yaşamlarını sürdürmeğe çabaladıkları topraktan ibaretti ve hayal güçleri, onları bu toprağın sınırlarını aşmağa zorlamıyor, ancak yaşamayı sürdürecek olanaklar tükenince yeni yerler aramağa davranıyorlardı. Böylece, otuz bin yıl kadar önce, Asyada yaşayan avcı grupları av hayvanlarının göçünü izleyerek Amerikaya gidip yerleşmişlerdi. Mutlu Odisseus Gibi… Dünyanın keşfine, ilkel beslenme kaygılarından büsbütün uzak nedenlerle ilk çıkanlar. Mısırlılar oldu. M. Ö. 3000 yıllarında, yeni ticaret pazarları bulma amacıyla, Afrika kıyılarını dolaşmağa başladılar. Filoları böylece Etyopyayı, sonra M.Ö. 1500lerde Zambeziayı keşfetti. Milattan önce 600 yıllarına doğru, firavun Nekaonun gönderdiği Fenikeli gemiciler üç yılda Afrika Kıtasının çevresini dolaşmayı başardılar: Kızıldenizden yola çıkıp «Herkül Sütunları» (bugünkü Cebelitarık Boğazı) yoluyla Akdenize girdiler. Kartacalılar da uzaklara seferler yaptılar: M.Ö. 500de Hannon komutasına verilmiş büyük bir donanma, Afrikanın batı kıyılan boyunca Gine Körfezine kadar gitti. Bunların hepsi de her şeyden önce geçtikleri yolların gizemini korumağa kararlı tacirlerdi. Bunun için yolda rastladıkları gemileri batırmaktan veya sözde rastladıkları korkunç canavarların öykülerini anlatarak rakiplerinin cesaretini kırmaktan çekinmiyorlardı. (Solda) Güney Amerikada Rio de la Platanın ağzı, 1516da Diaz de Solis tarafından keşfedildi. XVI. yy.da yapılmış bu elyazması harita yörenin coğrafyasını gelişigüzel gösteriyor. (Ortada) Büyük bir denizci olan Alfonso de Albuquerque (1453-1515), Portekiz bayrağını Hint Okyanusunda dalgalandırmıştır. (Sağda) Portekizli Vasco de Gama (1469a doğru-1524), Ümit Burnunu aştı, Mozambikte bir ticaret kolonisi kurdu ve Hindistana ulaştı; Hindistan genel valiliğine atandı. Bu hayali canavarların, Yunanlıların ilk gezi hikayelerinde büyük bir yeri vardır ve Yunan mitolojisinin bir bölümü bunlardan doğmuştur; Odisseiada anlatılan Odisseusun serüvenleri buna örnektir. Bunanla birlikte, bazı serüvenlerin gerçek yanı vardır: sözgelimi Massilialı (geleceğin Marsilyası) bir Yunan gemicisi, M.Ö. IV. yy.da İzlandaya kadar gidebilmiştir. Kara parçalarının iç bölgelerinin keşfi genellikle kahraman öncüler sayesinde oldu, Yunanistandan yola çıkarak Hindistana ulaşan Büyük İskender bunun en iyi örneğidir. Romalılara gelince, onlar, her şeyden çok Avrupa ile ilgilendiler ve Tunadan İskoçyaya (o tarihlerde Dünyanın ucundaki toprak anlamına Koledonya deniyordu) kadar gezdiler. Miladın başlangıcında Mısırda yerleşmiş bir Yunan astronomu, Ptolemaios, çağının coğrafya bilgilerinin bir özetini yaptı. Hazırladığı harita, Avrupanın tamamını, Kuzey Afrikayı ve Asyanın bir bölümünü kapsıyordu; yüzyıllar boyunca bu harita, coğrafyacıların yararlanabileceği tek ciddi belge olarak kalmıştır. Büyük Keşifler Bütün Ortaçağ boyunca, Hıristiyan aleminde Dünya haritası, sadece cenneti ve cehennemi bulunan bir Dünyanın tasvir edildiği teorik bir şemadan, bir süsten ibaretti. Halbuki bu dönemde, IX. yy.da Vikinglerin keşifleri önemli sonuçlara ulaşmış, bunlar 982de İzlandadan geçerek Grönlanda ve 1000 yılında da Vinlanda (belki Newfoundland Adası) gelmişlerdi. Ne var ki bu keşfin önemi, Avrupada herhangi bir yankı yaratmadı ve ancak İskandinav ülkelerinde ilgi uyandırdı. Avrupalıların Amerikaya sızmaları gerçekten, XV. yy. sonlarında Kristof Kolombun serüveniyle başladı. «Yeni Dünya»nın güney kesiminin fethi, İspanyol Conquistadorlarının (Cortes, Pizarro) eseri oldu: bunlar, eski Kızılderili imparatorluklarını yok ederek birkaç yüzyıl yürürlükte kalacak bir sömürge düzeni kurdular. Kuzey Amerikanın keşfedilmesi ve fethedilmesi ise özellikle Fransızlarla (Jacques Cartier, Samuel de Champlain) İngilizlerin (Venedikli Jean Cabot) eseri oldu ve bu iki ulus uzun süre, sonradan Amerika Birleşik Devletleri ve Kanadanın kurulacağı bu topraklardan kimin yararlanacağı konusunda birbiriyle çatıştı. Dünyanın öbür ucunda ise, gözüpek gezginler Ortaçağın sonlarından itibaren, «İpek Yolları»nı aradılar ve bu yollardan doğuya ulaşmağa çabaladılar. Bunlar, ya efsanevi Büyük Han İmparatorluğunda Hıristiyanlığı yaymağa çalışan Willem Van Rubroek gibi din adamları, ya da Venedikli Marko Polo gibi tacirlerdi. Marko Polo, uzun süre Çinde kaldı ve anlattığı göz kamaştırıcı serüvenleriyle birkaç gezgin kuşağının merakını ve hayal gücünü kamçıladı. XIV. yy.da Asyaya giden deniz yolunu açma onuru ise Portekizlilere aittir. Portekizliler, Afrikanın batı kıyılarını sistemli bir biçimde araştırdılar. 1487de Bartolomeo Dias «Fırtınalar Burnu»nu (Ümit Burnu) aştı ve on bir yıl sonra Vasco de Gama bu yoldan, Afrikanın doğu kıyısı boyunca yukarıya doğru çıkıp Hindistana ulaştı. Portekizliler oradan, Arapların aleyhine, ticari etkilerini ta Selebes Adalarına kadar yaydılar, yerleştiler. Bir başka Portekizli, Macellan ise, XVI. yy. başlarında, İspanya hesabına ilk Dünya turunu tamamladı. Yazık ki, bugün adını taşıyan boğazı binbir güçlükle aştıktan sonra, keşif gezisini sona erdiremeden öldü. (Solda) Fransız Jacques Cartier (1491-1557) ile arkadaşlarının Kanadaya çıkışını canlandıran bir resim. (Ortada) Kristof Kolombun üç karavelası. Kolomb bu tekne desenlerini eliyle çizmiştir. Kolomb Kitaplığı, Sevilla, İspanya. (Sağda) Macellanın (1480-1521) yolculuk öyküsünü canlandıran bir resim, Pigafettanın eseri. İlk Dünya turunu gerçekleştiren Portekizli denizci, 1520de, Amerikanın güney ucunda, sonradan kendi adını alacak olan boğazdan geçmiştir. Dünyanın Tanınması Böylece, Kristof Kolombun seferinden sonra «büyük keşifler» yarım yüzyıldan kısa bir zaman içinde Dünya haritasını altüst etti. Rönesans sonlarında, coğrafyacılar, ana çizgileriyle denizler ve karaların ayrımını öğrenmiş bulunuyorlardı: Ptolemaiosun eseri nihayet aşılabilmişti. Bundan sonraki büyük geziler, bu bilgileri pekiştirmeğe ve gezegenimizin henüz ayak basılmamış bütün kesimlerini belirten beyaz lekeleri haritadan yavaş yavaş silmeğe olanak sağladı. XVII. yy.da, Hollandalı gemiciler Avustralya ve Yeni Zelandayı keşfettiler, Don kazakları ise, Kamçatkaya kadar, Sibiryayı aştılar, XVIII. yy.da keşifler gittikçe daha bilimsel nitelik aldı: sadece yeni yeni topraklar tanınmakla kalınmadı, aynı zamanda buralarda yaşayanların adetleri de tanıtılmağa ve hayvan alemiyle bitki örtüsünün ayrıntılı dökümleri yapılmağa çalışıldı. Bu anlayışla, İngiliz Cook ve Fransız Bougainville ile La Perouse Büyük Okyanus adalarını yakından incelediler. XIX. yy. ve XX. yy. başlangıcı özellikle Avrupalıların Afrikaya sızmalarına sahne oldu. Fransız Rene Caillie 1828de Tombuktuya vardı ve İngiliz Livingstone ile Stanley kıtanın merkezini dolaştılar. Arktika ve Antarktikanın fethi de bu dönemde gerçekleşti: 1909da Amerikalı Peary Kuzey Kutbuna ulaştı ve iki yıl sonra Norveçli Amundsen Güney Kutbuna vardı. Günümüzde kıtaların haritaları büyük bir doğrulukla çizilmiştir. Keşfedilecek hiç bir kara parçası kalmadığından insanların ilgisi de başka yönlere kaymıştır: şimdi denizdibi araştırmalarıyla, yanardağların ve depremlerin incelenmesiyle, toprakaltının analiziyle (jeoloji) v.b. gezegenimizin sırlarını günışığına çıkarmak söz konusudur. Öte yandan astronotik de uzayın keşfedilmesi yolunda çalışır: insanın Ayda attığı ilk adım belki de sayısız yeni dünyaların keşfine doğru bir başlangıç noktası olmuştur. Nil Nil Nehrinin haritasını yapabilmek için yirmi beş yüzyıl gerekmiştir. Buraya ilk keşif gezisini, M.Ö. 457 yılında Yunan tarihçisi Herodotos, en yenisini de 1952de Fransız Jean Laporte yapmışlardır. Doruklar Büyük sıradağlar insanlar ta rafından XX. yy.da fethedildi: 1906da Savola prensi Lulgi Amadeo, Afrikada Ruvenzoriye (5,119 m) tırmandı; 1950 yılında Fransız Maurice Herzog, Himalayalarda Annapurnayı (8,078 m) fethetti; üç yıl sonra, Yeni Zelandalı Ermund Hillary, Dünyanın en yüksek doruğuna, Evereste (8,880 m) ulaştı. (Solda) Tonga Adalarında demirlemiş tekneler. İngiliz denizcisi James Cook (1728-1779), önce Büyük Okyanusu, sonra Antarktikayı dolaştı. Sonunda Sandwich Adalarını keşfetti ve orada öldü. (Sağda) İngiliz denizcisi Sir Francis Drake (1540a doğru-1596). |