Dünyanın Oluşumu hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Dünyanın Oluşumu

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 67 kişi öğrendi :)
Dünyanın Oluşumu

Yunan Mitolojisi Başlangıçta kaos vardı der. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur, yani toprak, başka bir deyişle Toprak Ana. Hesiod der ki, Gaiadan gökyüzü yükseldi, yani Uranos. Gökyüzü, yani Uranos; toprağın, yani Gaianın hem oğlu hem eşi oldu. O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.


Bereketli, yeşil Gaia, Uranosun yağmurlarıyla ıslanınca, Eros ortaya çıktı; yaratıcı aşkın ruhu. Eros, bir varlıktan çok, Gaianın ruhu olarak tanımlanır; yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç.


Gaia ve Uranosun kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. Gaia, Uranosun kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında, narin, yeşil, yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu; düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Titanlardan sonra Gaia, yüz kollu, dev canavarlar doğurdu. Babaları Uranos onları görür görmez nefret duydu, iğrendi ve toprağın içine geri itti. Gaia acıyla kıvranıyordu, bu kıvranmalardan yeryüzündeki büyük taşlık dağlar oluştu. Ancak Uranos, Gaiaya eziyet etmekten vazgeçmiyordu.


Gaia, acı içinde ilk çocukları olan Titanlara seslendi. Babaları ve yarı kardeşleri olan Uranosa karşı kendisiyle birlik olmalarını istedi. Ancak Titanların hemen hepsi Uranostan ölesiye korkuyorlardı; Gaianın yardım çağrısına karşılık vermediler. Ancak içlerinden biri, Cronus, annesine yardım edeceğini belirtti. Titanların en cesuru olan Cronus, annesine yardım edip babasını saf dışı bıraktıklarında Evrenin idaresinin kendisine geçeceğini sezinliyor olmalıydı.


Bunun üzerine Gaia, Cronusun pençeye benzeyen güçlü elleri için demiri yarattı. Yerden biten bu demiri çakıl taşıyla biledi, bir orak haline getirdi ve Cronusa verdi. Bununla babanı hadım edeceksin! dedi. Cronus orağı aldı, ve gece olduğunda uykuya çekilen babasının üzerine atıldı ve onu hadım etti. Böylece gökyüzü, sonsuza dek yeryüzünden ayrılmış oldu, artık dünyaya hükmedecek hükümdarların, toprağa ayak basmaları gerekecekti; gökyüzünden yeryüzüne hükmetmek olanaksızlaşmıştı.


Babasının erkeklik organını kesen Cronus, ardına bile bakmadan oradan uzaklaştı. Kesilmiş erkeklik organından toprağa damlayan kanlardan yeni varlıklar doğdu. İlkin, İntikam Tanrıçaları Erinysler doğdu. Bu tanrıçalar, birçok söylencede yer almış olan korkunç yaratıklardır. Suçluları kovalayıp duran bir nevi mitolojik polistirler diye anlatır onları bir yazar.


Uranosun kesilmiş erkeklik organından damlayan ikinci kan damlalarından Gigantlar doğdular. Yeryüzü görünümündeki Gaia, gökyüzü görünümündeki Uranos, fiziksel özellikleri pek bilinmeyen ancak insan görünümünde olduklarını düşünülen Titanlar ve yüz kollu devlerden sonra; Gigantların dış görünüşleri pek garipti. İnsanlara benzer bir yapıları vardı ancak vücutlarının alt kısmında yılan biçimli bir kuyruk bulunuyordu. İki ayakları üzerinde duruyorlar ancak sürüngen özellikleri de gösteriyorlardı.


Organ uçtu ve sonunda suya düştü. Üzerinde bulunan spermler tuzlu deniz suyu ile birleşti ve bir köpük oluşturdu. Bu köpük Kıbrıs Kıyılarında karaya vurdu ve içinden güzeller güzeli Aşk Tanrıçası Aphrodite çıktı. Aphrodite, göğün kızıdır ve ilk tanrıçalardan biridir. Roman mitinde kendisine Venüs ismi verilmiştir; sabah ve akşam yıldızı olarak görünmüştür.


Uranos hadım edilip, kesik organından Erinysler, Gigantlar ve Aphrodite doğduktan sonra, Cronus tahta geçmiş oldu. Ancak Cronusun babasından daha da zalim bir tanrı olacağını kimse bilemezdi. Yüz kollu dev kardeşlerini kurtaracağı yerde onları daha da derinlere, Tartarosa itti.


Tartaros, Yeraltı Dünyasının en derin, en korkunç, en karanlık yeridir ve Homeros tarafından Tartarosun yeraltı dünyasına olan uzaklığı, dünyanın gökyüzüne uzaklığı kadardır. diye tanımlanır. Oraya düşmek, bir varlığın başına gelebilecek en kötü şeydir.


Cronus, kendisine ayak bağı olacaklarını düşündüğü kardeşlerini Tartarosa hapsettikten sonra keyfine baktı ve kardeşi Rheayı kendisine eş olarak aldı. Fakat hayal kırıklığına uğramış olan Gaia, Cronusun ihanetine bir kehanetle yanıt verdi ve Cronusun keyfini kaçırdı: Babana yaptıklarının aynısını günün birinde çocuklarından biri de sana yapacak.


Rhea, Cronusa bir sürü çocuk doğurdu. Böylece eski Yunan Tanrıçaları ve Tanrıları birer birer ortaya çıktılar. Cronus, annesinin kehanetinden korkuyor, Rhea doğurdukça çocukları yutuyordu. Rhea, bu durumdan elbette hoşnut değildi ancak, günün birinde doğacak çocuğunu sever de kıyamaz, yutamaz umuduyla doğurmaya devam ediyordu. Ancak Cronus akıllanacağa benzemiyordu. Oysa Rheanın sabrı tükenmişti, yine hamileydi ve bu sefer doğacak çocuğunu Cronusun midesine göndermeye hiç niyeti yoktu. Annesi Gaiadan akıl aldı, ve onun öğüdüne uyarak çocuğunu dağlık bir yere gidip doğurdu ve oğlunu keçi sütü ile besledi. Sonra da onu Kuretlere verdi.


Kuretler, o dağlık bölgede yaşayan küçük tanrıcıklardı, ama neden tanrıydılar, ne gibi tanrısal özelliklere sahiptiler bilinmemektedir. Kuretler, eğer Cronus oralara yaklaşacak olursa korkunç sesler çıkarıp bebeğin sesini duymamasını sağlayacaklarına söz verdiler. Sonra Rhea, yerden bir kaya parçası aldı, onu battaniyelere sardı ve yutması için Cronusa sundu. Cronusun gözü öylesine dönmüştü ki battaniyeyle beraber yuttu kayayı. Rheanın bir sonraki doğumuna kadar rahatlamıştı. Ancak Rhea bir daha doğurmadı.


Aradan yıllar geçti, Zeus büyüdü, genç ve kuvvetli bir tanrı oldu. Günün birinde Metise, Akıllı ve Bilge Periye rastladı. Zeus, ona aşık oldu. Metise hayatını anlattı. Babasının çılgınlıklarından, yeraltına hapsedilmiş kardeşlerinden bahsetti. Metis, öğrendikleri karşısında kayıtsız kalamadı ve Zeusa yardım etmeye karar verdi. Hemen büyülü bir iksir hazırladı ve babasına içirmesini tembihleyerek bunu Zeusa verdi. Zeus, babasının sarayına saki olarak bir şekilde kendisini kabul ettirdi ve şarabına büyülü iksiri karıştırıp içirmeyi başardı. İksir hemen etkisini gösterdi, Cronus birer birer yuttuğu çocuklarını kusmaya başladı.


Çocukları, Cronusun midesinden çıktıktan sonra babalarının karşısına dikildiler: Ocak ve Ev Düzeni Tanrıçası Hestia, kolunda bir demet başak ile tasvir edilen Bereket Tanrıçası Demeter, evliliğin koruyucusu Hera, Yeraltı Dünyasının tanrısı Hades ve Denizler Tanrısı olan Poseidon. Hepsi de Zeusun önderliğinde babalarına karşı birleştiler ve şiddetli bir savaş başladı.


Zeus, Tartarostan yüz kolluları çıkardı. Onlar da kendilerini esaretten kurtaran Zeusa minnettarlıklarını bildirmek için onun yanında savaştılar. Hatta Zeusa şimşekli silahlar armağan ettiler. Böylece savaş, Zeus ve kardeşlerinin üstünlüğü ile sona erdi, Bu savaşın 10 yıl kadar sürdüğü söylenir. Cronus, Zeus ile anlaşmaya razı olmuş, iktidarı devredip Mutlular Adasına, kader ve kısmete yön vermek üzere atanmıştır.


Cronus altedilince, Zeus önderliğinde yepyeni bir düzen kurulmuştur. Zeus, kendisini Gökyüzünün ve Yeryüzünün Tanrısı, Poseidonu Denizlerin ve Irmakların Tanrısı, Hadesi Yeraltı Dünyasının Tanrısı ilan edip, zirvesi devamlı bulutlarla kaplı olan Olympos Dağına yerleşti. Kendisine karşı gelen Titanları Tartarosa kapatarak cezalandırdı. Ancak birer Titan oldukları halde kendisine başkaldırmayan Prometheus ve Epimetheus kardeşleri İnsanın Yaratılışı nda görevlendirdi. Savaşta diğer Titanların başında bulunan Atlas ise en büyük cezayı, Yerküreyi omuzlarında taşıma cezasını aldı.


Bu Bilginin Kategorisi : Bilim