Edip Akbayram kimdir ?
Edip Akbayram
29 Aralık 1950de Gaziantepte doğdu. Edip Akbayramın yoksulluk içinde geçen çocukluğunda ki en önemli olay şüphesiz geçirdiği çocuk felcidir. Edip Akbayram çocukluğu ile ilgili olarak şunları söylüyor:Çocukluğumla ilgili yılları ne zaman hatırlasam, hep yüreğim sızlar. Gaziantepte soyadım gibi ama pek ak olmayan bir bayram arifesinde dünyaya gelmişim. Henüz 9 aylıkken de çocuk felcine yakalanmışım. Bu zalim hastalık yemiş bitirmiş beni. Çocukken akranlarım top peşinde koştururken, ben kenarda oturur izlerdim onları. Heves ederdim onlar gibi koşmaya, oynamaya. Rüyalarımda koşardım hep. Öylesine bir hüzündür ki bu, anlatılır gibi değildir. Ancak yaşanması gerekir. Bazen düşünüyorum da, sesimin yanıklığı o yıllardan gelmiş olmalı. Bağrı yanık büyümem ondan olmalı.
Gaziantepten sonra Adana ikinci adresi olur, Edip Akbayramın. Kurduğu orkestrayla ilk sahnesine çıktığı kenttir orası. Ve anıları da çoktur Güneyin bu sımsıcak kentiyle ilgili. Adanada Selahattin Beyin Beyaz Saray adlı bir gazinosu vardı. Güneyin en iddialı gazinosuydu. Orada dans müziği yapardık. Gece program sonrasında çorba içerdik. Ama enteresan bir ekiptik biz. Mesela, komi Hasan Boraydı ve çorbalarımızı o getirirdi. Program sunucusu Mesut Mertcandı. Çorbaları içerken herkes hayallerini yaşatırdı coşkuyla. Ben bir gün çok iyi bir şarkıcı olacağımı söylerdim. Mesut, bu ülkenin en iyi spikerleri arasına nasıl gireceğini anlatırdı. Hasan Bora da eğlence dünyasının kralı olacağını iddia ederdi. Şimdi düşünüyorum da, demek ki üçümüz de inanmıştık ve yüreğimizi ortaya koyduğumuz için de hedeflerimize ulaşmıştık.
Akbayram yoksulluk içinde geçen bir çocukluktan sonra, Gaziantepte liseyi bitirip kapağı İstanbula attığında yıl 1968di. Liseyi bitirdiği zaman hep öğrenmeyi istediği mesleğin, doktorluğun eğitimini almak için üniversite sınavlarına girer ve diş hekimliğini kazanır: Özürlü olduğum için hep doktor olmak istedim küçükten beri. Anam da öyle derdi Doktor ol oğlum.Öyle ya, doktor olup ayağımı tedavi edecektim. Sonra diş hekimliği fakültesini kazandım. Ne var ki, müzik ağır bastı sonra. Zaten diş hekimi olsaydım, babamın bana muayenehane açacak parası yoktu ki!.
Anadolu pop, müziğimizde 60ların sonunda başlayıp 70li yıllar boyunca etkisini duyuran güçlü bir dalgaydı. Edip Akbayram, böyle bir dönemde girdi müzik piyasasına. Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultanın, Karacaoğlanın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylemişlerdi. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: Kendim ettim kendim buldum.’’ İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümceklerdi. Plakta zaten Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası ve Edip Albayrak ve Siyah Örümcekler başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı.(Aziz Plak-15)
1972 yılında Aşık Veyselin bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği ilk bestesi olan Kükredi Çimenlerle, Günaydın gazetesinin yeniden düzenlemeye başladığı Altın Mikrofon’ yarışmasıyla yurtçapında üne kavuşur. Aldırma Gönül ve Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz adlı parçalarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 250 kadar ödülü mevcut…
1974te Dostlar Orkestrasını kurdu ve Anadolu pop müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu. Özellikle 70li yıllarda yaşanan sağ-sol çatışmalarında da hedef alınan isimlerden biriydi Edip Akbayram. Yaşadığı ölüm tehlikelerinden bazılarını şöyle anlatıyor: 1978in İzmir Fuarında Ekiciöverde çıkıyordum sahneye. Kadromuzda Aşık Mahsuni de vardı. O dönem sağ sol çatışmalarının yaşandığı, kan döküldüğü bir dönem. Bazı kesimler de, bizim komünizm propagandası yaptığımızı iddia ediyordu. Oysa ben hep barıştan ve sevgiden yana oldum. Derken, fuarın son günü bize bir ihbar geldi. Aman bu akşam sahnede konuştuğunuza dikkat edin, en ufak bir laf ederseniz tutuklanabilirsiniz. İzleneceksiniz, ona göre dediler. Ben de Mahsuni babaya anlattım durumu. Ben çıktım, programımı yaptım ve sahneden indim. Benden sonra Mahsuni Şerif çıktı Dumanlı Dumanlı Oy Bizim Elleri okudu ve ağzından şu kelimeler döküldü:
Çok yakında gidecek bu it oğlu itler!
Kıyamet koptu tabii. Bizi gazinonun arka kapısından kaçırdılar. Bir baktım ki, Bornova dağlarından kaçıyoruz. Mahsuni Şerif, düşüncelerini, sonunda ölüm olsa bile söyleyen, yürekli bir ozandır.
Yıl; 1979du. Dönemin Başbakan Yardımcısı da Bülent Ecevitti. Sezen Aksu, ben, Tülay, Hale Hanzade, bir Anadolu turnesindeyiz. Antakyanın Reyhanlısıydayız. Osman Diper, öylesine ilginç bir konser mekanı düzenlemiş ki, müthiş. Konser vereceğimiz salon, Ülkü Ocaklarının altında. Hayırlısı dedik. İçerisi ağzına kadar doldu. Ama hepimiz de tedirginiz. Farklı bir seyirci topluluğu gibi geldi bize. Sahneye çıkan Yaylaları okuyor. Ben Kıymayın Efendiler adlı şarkımla sahneye çıktım ki, ortalık karıştı. Edipi bize verin diye bağırıyorlar. Sahneye hücum başladı ve ben bir anda Osman Diperi gördüm. İri yarı bir adamdır o. Beni ensemden tuttuğu gibi kulise uçurdu. Orada bıraksa, linç edileceğim. Benim yerime hemen Sezen Aksu fırladı sahneye. Sezen, Orhan Gencebayın şarkısını okumaya başladı; Sevenlerin Sağı Solu Belli Olmaz. Tabii millet oturmuyor ki yerine. Sonunda Sezen Aksu da kaçtı içeriye. Ve hepimiz içerde mahsur kaldık. Bu arada dışardaki azgın kalabalık içeri girmek için ha bire kapılara yükleniyorlar. Bir ara ateşe vermeye karar vermişler. Tıpkı Sıvastaki Madımak Oteli faciası gibi bir facia olacak. Ancak askeriyeye haber verilince, asker geldi ve bizi kurtardı. Kısacası, Sezen Aksuyla beni linç edip yakacaklardı. Ben bu olayı Bülent Ecevite yazdım ve daha sonra öğrendim ki, bizim can güvenliğimizi korumakla görevli olan memurlar görevden alınmışlar.
80ler Edip Akbayram ve benzeri müzik yapanlar için zor yıllardı. Arabesk okumasını istediler, büyük paralar teklif ettiler. Reddetti. Sesi soluğu duyulmaz oldu müzik piyasasında. 1981-88 arasında bestelerinin TRTde çalınması yasaklandı. O günler hakkında şöyle diyor Edip Akbayram: Bu ülkede arabeskin altın çağını yaşadığı yıllarda asla müzikteki çizgimden ödün vermedim. Zaten 12 Eylül sonrası beni kimse çalıştırmadı. 1980den 1984 yılına kadar, koskoca bir dört yıl. Zor yıllardı o yıllar. Kimse bana iş vermedi. Karımın bileziklerini ve alyanslarımızı sattık. 12 Eylül sonrası beni canavar gibi görmeye başladılar. Oysa sonra ki yıllarda Ebru Gündeş Aldırma Gönülü; Nükhet Duru, Nazım Hikmeti; Soner Arıca da Mahsuni Şerifin şarkılarını okudu. Onlara bir şey olmadı. Ama TRT yıllar yılı beni yasakladı. Oysa şimdi aynı TRTde, yasaklanan türkülerimi okuyabiliyorum. Ah o yasaklar. Yalnız sanatçılara değil, bu ülkeye de çok zarar verdi.
Ama 90ların ortasından itibaren, özellikle Türküler Yanmaz’’ albümüyle yeni bir çıkış yaptı ve kendi çizgisinde sapmadan yürümeye devam ettiğini gösterdi. Can Yücelin, Oktay Rifatın, Ahmed Arifin, Vedat Türkalinin yapıtlarından bestelenen şarkılar vardı bu albümünde.
Bir söyleşisinde başlangıçtan itibaren ne yapmak istediği sorulduğunda şöyle yanıtlıyordu soruyu: Kalıcı bir şeyler yapmak istiyordum. Fikret Kızılok ve Cem Karacanın Anadolu ezgilerini pop çizgisinde söylemelerini örnek olarak aldım. Renk ve çizgide tamamen bir Edip Akbayram olarak geliştirdim. Toplumcu müzik yapmak istedim. Müziğimde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmalıydı. Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım. İnançlarımdan, düşüncelerimden, politikamdan taviz vermeden, müzik tekniğinden yararlanarak, sorunlu, yoksul, geniş halk kitlelerine ulaşmak, daha çağdaş bir şeyler yapmak istiyordum.’’
1979 yılında Ayten hanım ile evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan ve Türkü adlarında bir oğlu, bir kızı var…