Eisenhower Doktrini hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Eisenhower Doktrini

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 19 kişi öğrendi :)
Eisenhower Doktrini

Sovyet Rusyanın yönelttiği tehditler üzerine Amerika, İngiltere ve Fransaya sert bir çıkış yaparak bu iki devletin Mısıra karşı giriştikleri saldırıyı önlemekle beraber, kısa bir süre sonra Orta Doğu konusundaki görüşlerinde büyük bir değişiklik yaptı. Daha doğrusu, Süveyş buhranı geçtikten sonra, Orta Doğuda ortaya çıkan durumu Amerika hiç beğenmedi. Bir defa, Süveyş savaşı dolayısıyla Batının prestiji Arap dünyasında büyük bir darbe yemişti. Üstelik, Mısırı ve Süveyşi Batıya bağlayan tek hukuki bağ olan 19 Ekim 1954 tarihli Süveyş Antlaşmasını Mısır, 1956 buhranı sırasında feshederek, Batı ile bağlarını koparmıştı.


İkinci olarak, Amerika bu buhranda dürüst ve tarafsız davranmış ve İngiltere ve Fransanın savaşı ve Mısırın işgalini durdurmasında en az Sovyet Rusya kadar rol oynamıştı. Fakat Arap dünyası bunu takdir ediyor muydu? Diğer taraftan, Batının Orta Doğudaki bu prestij kaybı, bölgede büyük bir boşluk meydana getirirken, bu boşluk, Sovyet Rusya tarafından doldurulmaktaydı.


Sovyet Rusya sanki Arabın kurtarıcısı olmuştu. Sanki, Macar topraklarına 200 bin kişilik askeri ile 4000 tankını sokup, 50.000 ölü ve yaralıya malolan Macar milli bağımsızlık hareketini öldüren bu Sovyet Rusya değildi. Kaldı ki, Bulganinin, Eisenhowera gönderdiği 5 Kasım mesajında da görüldüğü gibi, Sovyetler Orta Doğuya asker sokmak için fırsat aramaktaydılar. İkinci olarak, Sovyetlerin Orta Doğuya girişlerinde ekonomik sebepler de rol oynamıyordu. Çünkü, Süveyşteki kanal trafiğinin ancak %1i Sovyet gemilerine aitti.


Sovyetlerin Orta Doğu petrollerine de ihtiyaçları yoktu. Çünkü kendileri petrol ihraç etmekte idiler. O halde amaçları siyasi idi. Sovyetler, Süveyş Kanalına ve Batının Orta Doğudaki petrol kaynaklarına hakim olarak, bölgeyi siyasi kontrölleri altına alarak Batıya darbe indirmek ve mümkün olursa Batıyı bu bölgede çökertmekti.


Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı: Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak; diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı koymalarına yardım etmekti. İşte bu noktalardan hareket eden Başkan Eisenhower, 5 Ocak 1957de Kongreye gönderdiği ve Eisenhower Doktrini adını alan mesajda bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongreden şu hususlarda kendisine yetki verilmesini istiyordu:


Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.


Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.


Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması.


Bu amaçlarla Başkan Eisenhower, Kongreden, üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon dolar harcama yetkisi istemekteydi. Eisenhower Doktrininin bilhassa Orta Doğuda Amerikan askerinin kullanılmasına dair kısmı, Amerikan Kongresinde büyük tartışmalara sebep oldu. Buna rağmen, Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Martta, büyük oy çoğunluğu ile Eisenhower Doktrinini kabul ederek, Başkana istediği yetkileri verdi.


Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerikanın Orta Doğu ile bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika, Orta Doğu ile ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece Türkiye ve Yunanistana ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi. Halbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.


İkinci olarak, bu doktrin ile Amerika, İngiltere ve Fransanın Orta Doğuda bıraktıkları boşluğu bizzat doldurmak üzere harekete geçiyor ve aynı zamanda da, bölgede Sovyet Rusyanın karşısına dikiliyordu. Amerika ve Sovyet Rusya ilk defa olarak Orta Doğuda karşı karşıya gelmeye başlıyordu.


Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu ikiye ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; 6 Ocakta Lübnan olmuştur. Lübnan bu hareketi ile, şimdiye kadar takip ettiği tarafsızlık politikasını terketmiş oluyordu. Lübnanın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan, Eisenhower Doktrinini kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra Afganistan, Libya, Tunus ve Fas en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini bildirdiler.


Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısırdan geldi. Arkasından Suriye bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi Arabistan takip etti ise de, bir kaç hafta sonra Suudi Arabistan tutumunu değiştirerek, Eisenhower Doktrinini iyi ve müsbet bulduğunu bildirdi. Çünkü Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; lakin Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlı idi.


Nasırın Ürdünde monarşiyi devirmek için biraz sonra giriştiği teşebbüsler, Ürdünün tutumunu da değiştirecek ve bu ülkeyi Suriye-Mısır cephesinden ayıracaktır. Tabiatıyla Sovyetler de büyük tepki gösterdiler. 7 Ocakta yayınladıkları resmi bildiride, Eisenhower Doktrinini, Orta Doğu ülkelerini esaret altına alma amacını güden bir tedbir, Amerikan tekelci kapitalizminin militarist çevrelerinin Orta Doğu işlerine kaba bir müdahalesi olarak nitelemişlerdir.


Bunun arkasından, 11 Şubatta Amerika, İngiltere ve Fransaya verdikleri notalarda, Orta Doğu için bir barış planı ortaya attılar. Buna göre, bölgede ittifak blokları kurulmayacak, yabancı askerler geri çekilecek, yabancı üsler tasfiye edilecek ve bölgenin içişlerine karışılmayacaktı. Bölge ülkelerine silah satılmayacaktı. Sovyetlere verilen cevapta, bu plan reddedildiği gibi, bölgeyi silahlandıran ilk devletin kendisi olduğu ve içişlerine karışmamadan söz eden Sovyetlerin önce Macaristandan elini çekmesi gerektiği bildirildi.


Bu Bilginin Kategorisi : Tarih