Franz Kafka kimdir ? hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Franz Kafka kimdir ?

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 40 kişi öğrendi :)
Franz Kafka kimdir ?

Franz Kafka


1883 yılında Pragda; hıristiyan bir ülkede yahudi olarak doğmuştu. Ve sanatın her türüne düşman bir ailede yazar olmayı seçmiş, Almanca yazmayı yeğlemişti. 1893-1901 arasında Avusturya Lisesine gitti. 1901de liseyi bitirdikten sonra Prag Üniversitesinin Hukuk Fakültesine girdi. Ancak daha çok ilgisini çektiği için Alman edebiyatı derslerini izliyordu. 1902de Max Brodla tanıştı. Max Brod, Kafkanın yaşamı boyunca ilişki kurabildiği sayılı kişilerden biri oldu. Kafkanın ölümünden sonra yakılmasını vasiyet ettiği tüm yapıtlarını Max Brod toplayıp yayınladı.

Kafka ilk eseri olan Bir Savaşın Tasviri adlı öyküsünü öğrencilik yıllarında yazdı. 1906da hukuk öğrenimini doktora ile tamamladı ve bir yıl süren avukatlık stajını yaptı. 1907de İş Kazaları Sigorta Şirketine memur olarak girdi.

Artık Doktor Kafkaydı ve sıkıcı fakat güvenli bir yaşama kavuşmuştu. Gündüzleri sıradan bir memur gibi işine gidiyor, geceleri ise ölümden bile derin bir uykuya benzettiği yazma işinde yoğunlaşıyordu. Avrupanın çalkantılı hali onun öykülerini gittikçe karanlıklaştırdı. İnsanın kurtuluşuna olan inancı azaldıkça daha çok yazmaya başladı. Şato, Dava, Amerika hep bir arayışın romanı oldular.


Yaşamının ve yapıtlarının ortak yanı, Camusnün dediği gibi, her şeyi sunmak ve hiçbir şeyi doğrulamamak tır; çünkü yaşamayı bir savaş, ama önceden yitirilmiş bir savaş olarak görür. Verem yakasına yapışmış, bir sigorta şirketindeki memurluğu edebiyat çalışmalarını engellemiş; beş evlenme girişimi sonuçsuz kalmış ve yapıtlarının büyük çoğunluğu yarım kalmıştır.

Tüm karamsarlığına rağmen Kafkanın romanlarında her zaman bir ümit ışığı görmek mümkündür. Davanın yüzlerce sayfa boyunca suçunu öğrenmek için çırpınıp duran zavallı kahramanı K., sonunda idam edilir. Fakat infaz sırasında karşı binanın penceresinden ışıklar içerisinden bir adam çıkar ve K.ya doğru kollarını uzatır. Elle tutulur bir yararı olmayan, zayıf bir umuttur ama, bir umuttur işte ve insanın sahip olduğu biricik şey de budur aslında…


Büro çalışmasından sıkılıyor, kendini bu çalışma düzenine yabancı görüyordu. Çevreye yabancılaşma duygusu ilk kez Taşrada Düğün Hazırlıklarına, beş yıl sonra da Değişim adlı öyküsüne yansımıştır.

1912 yılının Kafka için başka bir önemli olayı da nişanlısı Felice Bauerle tanışmasıdır. Onunla ilişkisini, üç kez ayrılıp yeniden nişanlanarak, 1919a kadar sürdürdü. Evlenmemesine neden olarak hastalığını gösteriyordu. Oysa Güncesinde evliliği bir burjuva bağı olarak nitelemiş ve edebiyat yaşamını sürdürebilmesi için yalnızlığa ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır. Nişanlısıyla bu ilişkisinden geriye beş yüzün üzerinde mektup kalmıştır. Bunlar, Kafkanın ölümünden çok sonra 1967de Feliceye Mektuplar adıyla yayınlandı. Onun gibi kompleksler içinde yüzen bir adamın altından kalkabileceği bir iş değildi evlilik. Kadınlarla mektuplaşmaktan başka bir şey yapamadı.


Mektuplaştığı dört kadın arasında en ciddi ve önemli olanın Milena Jesenskaydı. Milenayla mektuplaşmaları önce bir arkadaşlık gibi başladı, daha sonra tutkulu bir aşka dönüştü. Fakat Milena evli olduğundan bu mutsuz ve imkansız aşk Kafkayı derin acılara sürükledi.

Mektuplaştıkları üç yıl boyunca sadece iki üç kez görüşebildiler ve bu görüşmeler Kafkayı üzmekten başka bir işe yaramadı, yine de onun yaratıcılığını olumlu yönde etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Daha sonraları edebiyat tarihinin güzide eserlerinden biri sayılacak olan Milenaya Mektuplarında Kafka şöyle dile getirir durumunu;


En çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki…


Milena bu mektupları 1939 yılında yayınlaması için yakın arkadaşı Willy Haasa verdi ve kendisi 17 Mayıs 1944te Almanyada toplama kampında öldü.


Kafkanın eserlerinin hepsinde görülen yabancılaşma olgusu, onun kendi yaşamında da belirgin bir biçimde izlenir. Ailesiyle ve babasıyla olan ilişkileri onun için bir korku kaynağı olmuştur. Genelde, gerçekliğin değişemeyeceğine, değişse de daha farklı olmayacağına inandığı için, siyasi gerçekler karşısında direniş göstermemiştir.


Ona göre ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktır. Çünkü bir insan olarak yaşamak ve doğru yolda ilerlemek hemen hemen olanaksızdır. Şöyle söyler :


Doğru yol yerden bir karış yüksekte bulunan gergin bir ip gibidir. Fakat bu ip, üstünde yürümek için değil de insanın ayağının takılıp tökezlenmesi için vardır ancak..


Kendi aşağılık kompleksleriyle yoğurduğu bir iç dünyası vardır Kafkanın. Kendi bedeninden değil hoşnut olmak, tiksinmektedir nerdeyse.

Kafka dostu Max Brodtan, ölümünden sonra yazdığı her şeyi yakmasını istedi. Yazdıklarının gereğinden fazla kişisel ve değersiz olduğunu düşünüyordu. Tabii Max onunla aynı fikirde değildi ve Kafkanın ölümünden sonra, karışık halde bulunan binlerce sayfa metni toplayıp düzenleyerek yayınladı.


1917 Ağustosunda verem hastalığına yakalanarak başlayan kanlı öksürükler sonucu Franz Kafka Viyana yakınlarında bir sanatoryumda 1924 yılında öldü.

İkinci Dünya Savaşından sonra çok ünlenen Kafka, yazın tarihi içinde karanlık, derin ve görkemli bir yer edindi.


Bu Bilginin Kategorisi : Felsefe