Kuveyt Savaşı hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Kuveyt Savaşı

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 17 kişi öğrendi :)
Kuveyt Savaşı

2 Ağustos 1990 tarihinde Irak birlikleri, Kuveyt sınırını geçerek bir anda bu ülkeyi işgal ettiler. Askeri ve toprak olarak küçük, zengin petrol kaynakları açısından büyük olan bu ülkenin yönetimini elinde bulunduran Şeyh Ahmed El-Sabah ise çareyi ülkeyi zırhlı arabası ile terk ederek Suudi Arabistana kaçmakta buldu.


Irak kuvvetleri, Kuveyt Radyosuna girdiği sırada radyo canlı yayındaydı ve dünyadan yardım isteyen yayın yapıyordu. Irakın bu ani işgali, tüm dünyada şok etkisi yarattı. Birleşmiş Milletler Konseyi acilen toplandı. Bir tek Yemenin çekimser kaldığı oylamanın ardından Irak kuvvetlerinin derhal geri çekilmesi yönünde uyarı kararı alındığı açıklandı.


Dönemin ABD Başkanı George Bush, Irakın Kuveytten çekilmemesi durumunda askeri müdahaleden yana tavrını koydu ve Irakın bu girişimi sonrasında en kısa sürede bütün güçlerini geri çekmemesi durumunda Askeri müdahele dair her türlü yaptırımı düşündüklerini açıkladı.


Irakın işgaline tek tepki gösteren büyük ülke ABD olmadı. Rusya ve Çinde Irakın kuvvetlerini geri çekmesi gerektiği uyarısında bulundular. Irakın bu girişimi, ilk bakışta çok meydan okuyan ve cüretkar bir tavır gibi göründüğü için korku salmadı değil.


Irak, dünya daha işgal şokunu yaşarken Kuveytin kendilerinin bir eyaleti olacağını ve bölgeye gerçek devrimi getireceğini açıkladı. Bütün bu gelişmeleri planlayan ve yöneten bir tek kişi vardı. O da tabii ki Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin idi.


Gelişmeler Ortadoğudaki birçok ülkeyi germişti. Türkiye dahil birçok ülke ne olacak diye beklerken bir yandan birliklerini alarma geçirdi. Ancak gelişmelerden en çok rahatsız olan ülke İsraildi. İsrail, derhal harekete geçerek endişesini belirtiyor, duruma derhal müdahele edilmemesi halinde 1930lı yıllarda Avrupada yaşananların tekrarının olabileceği uyarısında bulunuyordu.


Dönemin İsrail Dışişleri bakanı Moshe Arens, uluslararası çevrelerin Saddam Hüseyinin bu tarz sertliklerine müsamaha gösterilmesi durumunda devam edeceği kaygısını açıklıyordu.


Irakın bu hareketi, sadece uluslararası bir ihlal değildi. Küçük bir ülkenin işgalinin bu kadar rahatsızlık yaratmasının daha önemli bir sebebi vardı: Petrol. Kuveyt, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri idi. Ve herkes Saddamın bu işgalinin ardındaki gerçeğin onun bu petrollerde gözünün olduğunu biliyordu. Bu maddi gelir dışında aynı zamanda dünya çapında güç demekti. Saddam Hüseyinin de asıl sahip olmak istediği buydu.


Bu gerçeğin doğrultusunda hareket eden ABDnin Devlet Başkanı George Bush, işgalden 4 gün sonra TVden halka hitaben yaptığı konuşmasında Bu durumun ABD için gelecekte ekonomik getirisinin yıkıcı olacağını ve uzun vadede dünyayı olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti. 6 Ağustos 1990 tarihinde bu bakış açısında hareket eden BM, konu ile ilgili olarak ikinci tasarıyı onayladı ve Irakın sözkonusu eylemine son verene kadar yaptırım uygulayacağını karara bağladı. (Bu tasarı 11 yıldan beri yürürlükte)


1991in Ocak ayında uluslararası gücün, Saddam Hüseyini ve kuvvetlerini Kuveytten çıkarmak için güç kullanacakları kesinleşmişti. Artık savaşın başlaması an nmeselesi idi. Saddama tanınan süre, 15 Ocakta doluyordu. Bu atmosferde verilen süreden 10 gün kadar önce dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar, Saddamı kararından vazgeçirmek için son kez uyarmak amaçlı bir görüşme yaptı. Ancak bu görüşme, sadece Saddam Hüseyinin kararından döndüremedi. 9 Ocakta ise ABD Sözcüsü James Baker ile Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz arasındaki görüşmede başarısızlıkla sonuçlandı. 12 Ocakta Washingtonda, ABD Senatosu Savaş kararını onayladı. Ve süreç başladı.


Irak diktatörü Saddam Hüseyin, küçük ülke Kuveyti işgal etmiş ve bütün uluslararası uyarılara rağmen buradan çıkmayacağını her fırsatta ifade etmişti. Ona göre bütün bu uyarılar, kibirli batının bir gösterisi idi. Ayrıca batılı ülkelerin kendisine bir müdahele etmesi durumunda Saddam Hüseyinin Irakın gücünü gösterecekti.


10 yıl önceydi ve bütün uyarıları kulak arkası eden Saddam Hüseyinin, Irakın başkentine düşen ilk bomba, modern savaşın habercisi oluyordu. Batılı ülkeler, Irak güçlerini Kuveytten çıkarmak amacı ile yeni çağın üretimi ve harikası sayılabilecek bütün modern silahları, akıllı bombaları ve radara yakalanmayan uçakları ile Bağdatı vurmaya başladı.


Batı, Saddam Hüseyin gibi düşünmüyor, savaşın yüksek teknolojili silahlar sayesinde kısa süreceği görüşünde birleşiyordu. Tüm dünya bu arada hayretle ilk kez tanık olduğu birşeyden gözünü alamıyordu. Bir TV kanalı, tüm dünyaya savaşı naklen yayınlıyordu. İnsanlar naklen futbol müsabakası izler gibi körfez savaşını izliyor, Iraka düşen bombaları, yerden havaya atılan binlerce uçaksavar mermisinin ışığına odaklanıyordu.


Her zaman olduğu gibi kimi haberciler, bu kez de haberin tam kaynağına oturmuştu. Peter Arnet, John Hollyman, Bernard Show gibi savaşı naklen anlatan muhabirler dünyanın bir anda tanıdığı isimler olmuştu.


Çokuluslu güç, 16 Aralık saat 23:30da harekete geçti. ABD ve İngiliz uçak gemilerinden ateşlenen füzelerin ardından Suudi Arabistandan ve diğer bölgelerden kalkan uçaklar ve helikopterler, Iraka ait bütün güçleri vurmaya başladı. Çöl fırtınasıbaşlamıştı. 24 saat içinde binden fazla uçak sorti yaptı. Bağdatta yağmur gibi bomba yağıyordu. Çoğu sivil binlerce insan hayatını kaybetmişti.


Yoğun hava saldırısı tam 6 hafta sürmüştü. Bunu 4 günlük kara harekatı izledi. Bu savaşın sonunda dünyada savaş teknolojinin vardığı noktanın neler yapabileğine dair hiçbir kuşku kalmamıştı. Birçok hedefin sadece bir savaş uçağı ile tahrip edilebileceğinin ispatlandığı bir çağ başlamıştı artık.


ABDye ait F-15ler, F-16lar, F-22ler Iraka ait birçok askeri hedefi darmadağın etmişti. Savaş sırasında ve sonrasında ise herkes radara yakalanmayan hayalet uçak F-117i konuşuyordu. 27 Şubatta ABD Başkanı George Bush, TVye çıktı ve zafere ulaştıklarını ilan etti. Irak kuvvetleri mağlup olmuş ve eve dönüyorlardı.


Saddam Hüseyin


Saddam Hüseyin, yirmi yılı aşkındır süredir devlet başkanlığıyaptığı Irakın kaderine hükmediyor. Saddam liderliğinde Irak, komşusu İranla uzun ve kanlı bir savaş yaşadı, diğer komşusu Kuveyti de işgal etti. Irak, Arap dünyasının pek çok üyesiyle de sorunlu ilişkiler yaşadı. Bu durum, biraz değişmekte olsa bile hala Iraka yönelik şüpheler ve sakınma hali ortadan kalkmış değil.


Saddam Hüseyin, sadece bölgesel dengelere ve komşularına yönelik bir tehditolmakla kalmadı. Saddam, kurduğu müthiş baskıcı bir yönetim mekanizmasıyla kendisine muhalefet eden herkesi acımasızca susuturdu. Saddam, iktidarını korumak için gerektiğinde herkesi harcayabildi. Sürgünde yaşayan Iraklı eski bir diplomat, Saddamın yönetimi anlayışınışöyle tanımlıyor: Saddam, Bağdattaki koltuğunu korumak için tüm ülkeyi feda edebilecek bir diktatör.


Körfez Savaşının ardından uygulamaya konulan uluslararası ambargo nedeniyle Irak halkı müthiş bir sefalet içinde yaşıyor. Yetersiz beslenme, ilaç sıkıntısı ve kötü yaşam koşulları nedeniyle, başta çocuklar olmak üzere, Irak halkı kırılıyor. Ama, ambargonun kalkması için kendisinden istenilen koşulları yerine getirmemekte direnen Saddam, hala savaşı kendilerinin kazandığını iddia ederek Arap dünyasının yeni çağ kahramanırolünü severek oynuyor. Yönetime yakın olanlar rahat ama tedirgin; sıradan Iraklıise aç ama yine de tedirginbir hayat sürüyor.


1937 yılında Tikritte dünyaya gelen Saddamın siyasetle tanışıklığı, ilk gençlik günlerine kadar uzanıyor. O günlerde kendini, Arap dünyasına egemen ulusçu-özgürlükçü ve anti emperyalist rüzgara kaptıran Saddam, genç yaşlarda Baas Partisine katıldı. 1956 yılında başarısız bir darbe girişiminde bulundu. Monorşinin sona ermesinden ardından Başbakan Abdül Kerim Hassamı öldürmek için oluşturulan bir suikast örgütünün içinde önemli bir rol oynadı. Ancak bu olay açığa çıktı ve Saddam ülke dışına kaçmak zorunda kaldı.


1963 yılında Baas Partisi iktidara gelince, ülkesine geri döndü. Bu sırada kuzeni Sacide ile evlendi; ikisi erkek, üçü kız, beş çocuğu oldu. Ancak geçen yıllar Baas Partisi ile arasındaki farklılıklar derinleşmeye başladı. Çatışmalar iyice sertleşince Saddam hapse atıldı.


1968 yılında yapılan darbe, Saddamı da hapisen kurtardı. Parti içinde hızla yükselen Saddam, taviz vermez kararlılığı ve sertliği sayesinde Baasın en önemli yapılarından olan Devrim Konseyi Kuruluna girdi. Zamanla konumunu iyice pekiştirdi ve Başkan Ahmed Hasan Bekri iktidarının perde arkasındaki asıl güç kaynağı oldu.


1979 yılında ise bir darbeyle iktidara el koyarak perdeyi indirdi. İlk iş olarak da muhaliflerine karşı acımasız bir imhakampanyası başlattı. O tarihten bu yana Saddam iktidarını, güçlü bir istihbarat ağına dayanan baskıcı yöntemlere dayandırdı. Sesini yükselteni öldürmekten hiç çekinmedi. Bazen bu imha kampanyaları, Halepçe örneğinde olduğu gibi, tüm bir kente yönelik soykırımhaline de dönüştü.


1980 yılında Saddam, kendisini Arap dünyasının liderliğine taşıyacak, Batının gözünde de vazgeçilmez kılacak bir fırsat gördüğünü sandı. İranda İslam Devrimi bütün hızıyla sürmükteydi. Humeyni rejiminin başta ABD olmak üzere Batı ile ilişkileri giderek kötüleşiyor, İran, devrim ihracıpolitikasıyla tüm bölge için bir tehdit olarak algılanılyordu. Saddam işte bu tesbite dayanarak İrana savaş açtı.


Hesapları, bu savaşta Batının desteğini kolayca alacağına ve çalkantılı günler geçiren İranın fazla direnemeyeceğine dayanıyordu. Savaşın ilk günlerinde Irak askerleri, önemli bir su bölgesi olan Şatt el Arabı ele geçirdi. Ama İran, Saddamın tahmin ettiğinden daha dişli çıktı. Ve 8 yıl süren savaş yüzbinlerce insanın ölümüne yol açtı. İki ülkenin ekonomisi de tahrip oldu. Savaş bittiğinde her iki taraf da başlanılan noktadaydı.


Petrolün, gücünü elindeki tek güç olduğu için çok iyi bilen Saddam, İran Savaşından umduğu kazancı elde edemeyince gözünü Kuveyte çevirdi. 2 Ağustos 1990 yılında Saddamın birlikleri Kuveyti işgal etti. Kuveytin işgaliyle telaşlanan diğer Körfez ülkeleri Batıya iyice yanaştı. Suudi Arabistan toprakları çok uluslu güce açıldı. Saddamı geri çekilmeye ikna etmek için yürütülen çabalar da sonuçsuz kalınca, 17 Ocakta savaş başladı. Saddamın savaşı bütün savaşların anasıolarak niteledi. Hala da öyle niteliyor ve her fırsatta zaferin kendine ait olduğunusöylüyor. Fatura ise hala Irak halkına çıkıyor…


Şüphesiz Kuveytliler için en değerli kayıplar ise yakınları idi. Birçok Kuveytli aile, işgal süresinde yakınlarının Irak askerleri tarafından infaz edildiğine tanık oldu. Ancak bazı kayıplar var ki hala akibeti belirsiz. Birçok aile, savaş sırasında kaybolan Iraklı askerlerden kaçan ya da Irak kuvvetlerince yakalanan yakınlarının yaşadığına inanıyor; en azından ne olduğunu bilmek istiyor. Ancak bu konu onlar için 11 yıldır sürmekte olan bir muamma. Nedeni ise Irakın bu duruma resmi yaklaşım tarzı. Iraka göre bu insanlar savaş sırasında öldüler.


Ayrıca Irak, bin civarında Iraklının Kuveyt hapishanelerinde olduğunu iddia ediyor. Ancak Kuveytte savaş sırasında kaybolan ve akibetinden hala haber alınamayan 600den fazla insan var. Bu insanların bulunması için Kuveytin merkezinde bir ulusal komite kurulmuş durumda. Bu komitenin Başkanlığını yapan Dr. Ali Şahin, Irakın iddialarının aksine bazı kayıpların Bağdatta görüldüğünü ifade ediyor.


Şahin, aynı zamanda bu kişiler ile ilgili tuttukları dosyaları göstermeye yanaşmadığını açıklıyor. Bu duruma yardım etmek amacı ile Kızılhac Örgütü devreye girdi ve iki ülke arasında özellikle Irakta iyi niyetli çalışmalarda bulunmak üzere girişimlerde bulundu. Kuveytteki aramaları sonucunda toplam 40 Iraklıyı Kuveyt hapishanelerinde olduğunu belirleyen ve bunlarında sıradan suçlular olduğu için orada bulunduğunu açıklayan Kızılhaça, Irak yardımcı olmayı ve kendi ülkesindeki arama çalışmalarını engelledi.


İngiliz büyükelçisi Richard Muir, Irakın savaş sırasında kaybolan Kuveytlileri elinde kasten tuttuğuna ve bunun intikam amaçlı bir hareket olduğuna inandığını belirtiyor. Muir, bu konu ile ilgili olarak birçok Iraklının daha insani konuları konuşurken anlamış gibi davranmadıklarının da altını çiziyor. Büyükelçi, işgal döneminde birçok Kuveytli aile ve kişilerin Iraklılar tarafından götürüldüğünü ve bu insanlara ne olduğunun hala belirsizliğini koruduğunu ve bu durumun burada üzüntüye sebep oluduğunu vurguluyor.


Savaşın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen Kuveytte hala savaştan beri göremedikleri yakınlarını görmeyi uman insanlar var. Ve bu insarların çoğunun yaşama amacı yakınlarına ne olduğunu belirlemek. Belirsizliğin olumsuzluktan daha kötü olduğuna inanan insanlar, yakınlarına ne olduğunu öğrenene kadar mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini her fırsatta yineliyorlar.


Bu Bilginin Kategorisi : Tarih