Muhasebe Dönem Sonu İşlemleri hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Muhasebe Dönem Sonu İşlemleri

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 69 kişi öğrendi :)
Muhasebe Dönem Sonu İşlemleri

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Giriş

Muhasebe kayıtlarının doğruluğunu ölçmek için muhasebe dışında tutulmakta olan kayıtlardaki rakamların temsil ettikleri varlıkların sayılması, ölçülmesi, tartılması ve değerlendirilmesi suretiyle



gözden geçirilmesi olayıdır. İşlemlerin sistemli bir şekilde muhasebeleştirilmesi işletmelerin gerçek durumlarını açıklamaya yetmez. Yani hesap dönemi başındaki bir iktisadi kıymetin kayıtlardaki değeri ile gerçek değeri aynı olmasına rağmen zaman içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı bu iki değer arasında farklar meydana gelebilir. Bunu önlemek için alınacak en etkili yöntem envanter olayını gerçekleştirmek olacaktır.

Bu doğrultuda dönem sonu yapılması gereken işlemleri şöyle sıralayabiliriz;

• Muhasebe tekniği yönünden,

• Vergi yasaları yönünden,

• İşletme yönetimi ve ortaklar yönünden,

• Ülke ekonomisi yönünden,

Muhasebe Tekniği Yönünden;Muhasebe defterleri üzerinde açılan hesaplar, belirli bir hesap dönemi içindeki giriş ve çıkışları gösterirler. Ay sonlarında düzenlenen aylık mizanlarla, bir hesap dönemine ilişkin işlemleri içinde toplayan genel geçici mizanlar, hesapların düzenlenme tarihindeki en son tutarlarını kapsadıklarına göre işletmenin durumu hakkında genel bir bilgi verirlerse de, işletmelerin gerçek durumlarını birtakım nedenlerden dolayı tam olarak yansıtmazlar. Bu nedenle, muhasebede dönem sonu işlemleri, envanter ve değerleme olarak bu olay gündeme gelir.

Vergi Yasaları Yönünden; V.U.K.na göre her işletme dönem kazancını göre vergi ödemekle yükümlüdür. İşletme kazancının ortaya çıkartılabilmesi için dönem sonu işlemlerinin yapılması gerekir. VUKa göre Envanter çıkarmak, bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve teferruatlı olarak tespit etmesi gerekir.

İşletme Yönetimi ve Ortaklar Yönünden; İşletme sahiplerini amaçları, sahibi oldukları girişimlerin faaliyet sonuçlarını öğrenmek, kazançtan pay almak, kurumların en yüksek kara ulaştırmak ve işletmeyi yönetenleri denetlemektir. Bunu ancak envanter ve değerleme ile sağlayabilirler. Sonuçta, işletmenin gerçek mali durumu ortaya çıkacağından işletme sahipleri ne kadar pay alacaklarını, işletme yöneticilerinin rasyonel çalışıp çalışmadıklarını denetleyebilirler.

Ülke Ekonomisi Yönünden;Yöneticilerin işletmeleri rasyonel bir şekilde yönetebilmeleri için işletmenin tüm mali olanaklarını gerçek olarak bilmeleri gerekir. Bu durumda muhasebe yöneticilerinin muhasebe biliminin tekniklerinden faydalanarak hazırlayacakları finansal durum tabloları ile gerçekleşir. Bu tablolar dönem sonu işlemlerinin yapılmasıyla mümkündür.


Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter ve Değerleme

İşletmelerde oluşan ve para ile ifade edilebilen faaliyetleri sınıflandırmak, kayıtlara geçirmek, bu kayıtlar yardımıyla yapılan faaliyetlerin sonuçlarını hesaplayıp belirlemek ve kayıtlardaki bilgilerle karşılaştırıp yorumlamak suretiyle, yöneticiler için gerekli bilgileri bir rapor halinde ilgililere sunma işlemine muhasebe denildiğini bilmekteyiz.

Tanımdan da anlaşılacağı gibi, muhasebe işlevinin işletme faaliyetlerini kaydetmek, sınıflandırmak ve dönem sonu işlemlerini yaparak, işletmenin faaliyet dönemi sonunda elde ettiği sonucu özet olarak ve anlaşılır bir şekilde ortaya çıkarmaktır.Bu durum dönem sonu işlemlerinin (envanter ve değerleme) yapılması gerekliliğini ortaya koyar. Çünkü envanter olayı, muhasebe kayıtlarının doğruluğunu ölçmek için, muhasebe dışında oluşan kayıtlardaki rakamların temsil ettikleri varlıkların sayılması, ölçülmesi, tartılması ve değerlendirilmesi suretiyle kontrol edilmesidir. Dönem sonu işlemlerini gerektiren nedenler genel olarak dört ana başlık altında incelenebilir. Bunlar; Muhasebe tekniğine uygun kayıtlar yapmak, Vergi yasalarına uygun kayıtların yapılması, İşletme yönetimine bilgi sunmaya yarayan gerçekçi kayıtların tutulması ve Ülke ekonomisinin daha verimli ve gerçekçi çalışmasına yönelik kayıtların tutulması.

Envanterin Tanımı

Gelir Vergisi Kanununa göre, bilanço esasına göre ticari kazancın işletmenin dönem sonu öz sermayesi ile dönem başı öz sermayesi arasındaki olumlu fark olduğunu, ticari kazancın bu şekilde tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerleme ile ilgili hükümleriyle GVKnun ilgili hükümlerine uyulacağını belirtmiştir. İşletme hesabı esasına göre defter tutan işletmelerin ticari kazancı ise, bir hesap dönemi içinde elde ettikleri gelirler ile giderler arasındaki olumlu fark olarak tanımlanmıştır.

Ticari kazanç ister bilanço esasına göre, isterse işletme hesabı esasına göre hesaplansın, her iki durumda da işletme mevcutlarının, alacak ve borçlarının tespit edilmesi, değerlendirilmesi, gelir ve giderlerinin vergi mevzuatı açısından geçerliliğinin incelenmesini gerektirmektedir. İşletme faaliyetlerinin neticeleri genellikle bir takvim yılı olan muhasebe dönemleri itibari ile hesaplanır. Bu dönem boyunca çeşitli işletme içi ve işletme dışı faktörlerin işletme değerlerini etkilemesi sebebi ile işletmenin gerçek durumlarının tespitinde her muhasebe dönemi sonunda işletme değerlerinin tespit ve değerlemesi yapılmaktadır. Muhasebe dilinde bu işleme envanter denilmektedir.

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter ve Değerleme

Envanter, bir işletmeye ait aktif ve pasif kalemlerin belirli bir tarihte, ayrı ayrı miktar ve değerlerinin tespitidir. Envanter kelimesi işletmenin mevcutlarını, borçlarını ve alacaklarını dökümlü bir şekilde gösteren, yılda en az bir defa olmak üzere belli dönemlerde düzenlenen bir cetvel olarak da ifade edilebilir. Türk Ticaret Kanunu envanteri Envanter çıkarmak; saymak, ölçmek, tartmak ve değerlendirmek suretiyle, bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları kesin bir şekilde ve teferruatlı olarak tespit etmektir. Mevcutlar, alacaklar ve borçlar işletmeye dahil iktisadi kıymetleri ifade eder… şeklinde tanımlanmıştır. Vergi Usul Kanunumuzda da benzer bir envanter tanımı yapılmıştır.

Bir diğer açıdan baktığımızda envanter, muhasebe kayıtlarının doğruluğunu ölçmek için muhasebe dışında, bu kayıtlardaki rakamların temsil ettikleri mevcutların, borç ve alacakların tespiti ve değerlemesi suretiyle kontrolüdür. Yani, muhasebe kayıtları ile gerçek durum arasındaki farkın tespitidir. Bu aşamaya kadar yaptığımız açıklamalar doğrultusunda envanterin bir tanımını yapacak olursak: Envanter, genellikle her hesap dönemi sonunda ve periyodik olarak işletmeler iktisadi kıymetlerin gerçek durumlarının ortaya çıkarılabilmesi için sayma, ölçme ve tartma sureti ile miktar olarak tespiti ve aynı zamanda ticari kazancın da hesaplanabilmesi için VUKnda belirtilen değerleme ölçüleri ile değerlendirilmesi işlemidir.

Envanteri Gerektiren Sebepler

Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden dönemsellik ilkesine göre işletme faaliyetleri belirli dönemler itibariyle kontrol edilir ve işletmelerin faaliyetleri sonucunda sağladığı kar veya zarar bu dönemler itibariyle hesaplanır. Muhasebe kurallarına göre her hesap dönemi sonunda hesapların kapatılıp müteakip hesap dönemi başında yeniden açılması hem hesapların devamlılığını ve doğruluğunu hem de dönmeler itibariyle işletme faaliyetlerinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Her hesap dönemi sonunda düzenlenen finansal tabloların sağlıklı ve gerçeği gösterir olabilmesi için dönem içinde yapılan kayıtların dönem sonunda elde edilen envanter sonuçlarına göre düzeltilmesi gerekir.

Dönem içimde yapılan işlemlerle ilgili olarak kayıtlar ne kadar muntazam tutulursa tutulsun dönem sonunda kayıtların sonuçları ile envanter sonuçları arsında bazı farklılıklar olması doğaldır. Bu farklılıklar belli bir dönemin geçmesi ile işletme içi ve işletme dışı bazı faktörlerin işletme değerlerini etkilemesi sebebiyle ortaya çıkacaktır. İşletmenin üçüncü şahıslarla ilişkisi sebebiyle üçüncü şahısların durumlarında meydana gelecek değişikliklerle alacak ve borç hesaplarının durumlarında değişiklik meydana gelmiş olabilecektir. Stoklanan malların özelliklerine göre stok değerlerinde fireler, kayıplar, bozulmalar, değer kayıpları veya değer artışları meydana gelebilir. Bankaların dönem sonunda işletme lehine veya aleyhine tahakkuk ettirdikleri faizler olabilir. İşletmenin sahip olduğu bazı kıymetlerin değerinde değişmeler ortaya çıkabilir. İşletme yöneticileri işletmelerinin gerçek durumunu bilebilmeleri faaliyetleri kontrol altında tutabilmeleri için her hesap dönemi sonunda envanter yapmak ihtiyacını duyarlar. Bundan başka, gerek TTK, gerekse VUKmuz işletmelere envanter çıkarma yükümlülüğünü de getirmiştir.

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter Çeşitleri

Envanterlerin yapılma şekilleri aynı olmakla beraber düzenleme amaçlarına göre farklı isimler alırlar. Bir işletmenin kuruluşunda çıkarılan envantere Kuruluş Envanteri! , hesap dönemi başında düzenlenen envanteri Başlangıç veya dönem başı Envanteri , faaliyet devrelerinin sonra faaliyetlere ait sonuçları görmek üzere tanzim edilen envantere Dönem sonu Envanteri bir işletmenin başka bir işletmeye devri yapılırken çıkarılan envantere Devir Envanteri , işin terki, tasfiyesi veya iflas olayının başlangıcında ve sonunda olmak üzere iki defa düzenlenen envantere Tasfiye Envanteri , İflas Envanteri denilmektedir. Genel açıdan bakıldığında envanter olayını Muhasebe içi ve Muhasebe dışı envanter olmak üzere ikiye ayırmak daha doğru olacaktır.

Muhasebe İçi Envanter

Muhasebe defterleri üzerinde yapılan envanter işlemleri, muhasebe içi envanter işlemleridir.Muhasebe içi envanter sonunda yapılması gerekenler,

• Genel geçici mizanın çıkarılması,

• Yevmiye ve Büyük defterlerin kapatılması,

• Kesin mizanın çıkarılması,

• Dönem sonu bilançosunun hazırlanması,

• Kar ve Zarar cetvelinin çıkartılması,

• Hesapların kapatılması ve takip eden dönem için yeniden açılması

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter Çeşitleri

b) Muhasebe Dışı Envanter

Kayıtlara bakılmaksızın işletmedeki gerçek durumun tespit edilmesi işlemidir; Türk Ticaret Kanununa ve VUK Kanununa göre yılda en az bir kez yapılması zorunlu olan envanter işlemi. işletmenin varlık, borç ve öz kaynaklarını temsil eden hesaplardaki değerlerin ölçülmesi, tartılması, sayılması ve değerlendirilmesi suretiyle yapılan çalışmalardır. Muhasebe İçi envanter; muhasebe dışı envanterin verdiği sonuçlara göre işletme kayıtlarında gerekli ayarlama ve düzeltmeleri yapar.


Özetle kayıtlara bakılmadan gerçek durum tespit edilir. Daha sonra yapılan bu tespitle kayıtlar karşılaştırılır.Gerçek durum esas olduğundan buna göre yeniden ayarlanır. Yani eksik yada fazlalıklar buna göre düzeltilir.

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter İşlemleri

Envanter çıkarmak iki aşamadan oluşur. Bunlar; İktisadi kıymetlerin sayılması, tartılması ve ölçülmesi suretiyle tespiti, İkincisi tespit edilen iktisadi kıymetlerin VUKnun kabul ettiği değerleme ölçüleri ile değerlendirilmesi.

Bu durumda envanter işlemlerinin muhasebe ile ilişkisini kurduğumuzda envanter işlemlerini muhasebe dışı envanter işlemleri ve muhasebe içi envanter işlemleri olarak ayırabiliriz. Envanter çıkarmanın iktisadi değerlerin tespiti ve değerlendirilmesi aşamaları muhasebe dışı envanter işlemi olarak kabul edilir. Bu tespit ve değerleme işleminden sonra bulunan sonuçların muhasebe kayıtları ile karşılaştırılarak hesapların gerçeği gösterir duruma getirilmesi işlemi gelir. Bu işleme muhasebe içi envanter işlemi diyoruz. Muhasebe içi envanter işlemleri gerekli düzenleyici muhasebe kayıtlarını kapsar. Envanter çıkarılırken muhasebe dışı ve muhasebe içi envanter işlemleri ile iktisadi kıymetler, tespit edilir değerlemesi yapılır ve bulunan envanter neticelerine göre muhasebe kayıtlarının düzeltilmesi sağlanır. Böylece muhasebe kayıtlarının envanter sonuçları ile karşılaştırılması sağlanmış olur.

Envanter işlemleri şu sırayı takip edecek :

• Dönem sonunda muhasebe kayıtlarına göre genel geçici mizan düzenlenir,

• Muhasebe dışı envanter işlemleri yapılarak iktisadi kıymetlerin gerçek durumu tespit edilir,

• Muhasebe dışı envanter neticeleri ile Genel geçici mizan karşılaştırılır ve varsa farklar bulunur,

• Bulunan farkların sebeplerine göre gerekli düzenleyici muhasebe kayıtları yazılarak muhasebe içi envanter işlemi gerçekleştirilir,

• Muhasebe kayıtları ile envanter sonuçlarının uyumu sağlanarak genel kesin mizan düzenlenir,

• Böylece, envanter sonuçlarını gösteren finansal tablolar düzenlenir.

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter İşlemleri

TTK ve VUKna göre envanter işe başlama veya açılış tarihinde ve takip eden her hesap dönemi sonunda çıkarılır. Kanunlarımız envanter ve bilançoların tamamlanması için üç aylık bir süre tanımakla beraber gerek envanter neticeleri, gerekse bilanço değerleri hesap döneminin son günü olan Bilanço Günü ne göre olmalıdır. Çeşitli mal üzerinde geniş ölçüde ve perakende iş yapan ticarethaneler olarak tanımlanan büyük mağazalar ve eczaneler mevcutlarının envanterlerini üç yılda bir çıkarabilirler. Envanter çıkarılmayan yıllarda muhasebe kayıtlarına göre envanter çıkartmış olurlar. Maliye Bakanlığından izin alan büyük sınai işletmeleri de gerektiğinde iki veya üç yılda bir envanter çıkarabilirler.

Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler işletmedeki bütün iktisadi kıymetlerin envanterini yapmak zorunda olmalarına rağmen, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerden sadece mal üzerine iş yapanlar mal envanteri çıkarmaya mecburdurlar. Amortismana tabi varlıklar varsa bunlar işletme defterine kaydedilmez ancak VUKna göre envanter defterinin ayrı bir yerinde, veya özel bir amortisman defterinde, veyahut amortisman listelerinde kayda alınmış sabit aktiflerin her yıl hesaplanan yıllık amortisman payları gider kaydolunabilir. Bireysel Girişimler de mükellefin sahip olduğu fabrika, atölye, dükkan, mağaza ve araziler, işletmede ister kısmen ister tamamen kullanılsın değerinin tamamı üzerinden; ticaret hanları gibi ayrı ayrı bağımsız kullanılabilen binalarla evlerin ve apartmanların yarısından fazlası işletmede kullanıldığı takdirde envantere dahil edilir.

Envanter Defteri

Envanter işlemleri esas itibariyle defter üzerine çıkarılır. Ancak, faaliyetlerinde geniş ölçüde ve çeşitli mal kullanan büyük işletmeler envanterlerini listeler halinde düzenleyebilirler. Listelerin düzenlenmesi durumunda listelerin iktisadi kıymetlerle ilgili toplam değerleri toplu olarak envanter defterlerine kaydedilir. TTK ve VUKunda envanter defteri ciltli ve sayfaları birbirini takip eden sıra numaralı bir defter olarak tanımlanmıştır. VUKna göre envanter defteri ayrı ve tek yapraklı olarak da noter tasdikine tabi tutulmuştur. Envanter defterine işe başlama tarihinde, ve bundan her hesap döneminin sonunda çıkarılan envanter ve bilançolar kaydolunur. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler mal envanteri çıkarttıklarında işlemlere ait kayıtlarla karıştırmamak suretiyle işe başlama halinde işletme defterinin baş tarafına; bundan sonra her hesap döneminin sonunda işlem kayıtlarını takip eden sayfalara envanteri kaydederler. İsteyenler ayrı bir envanter defteri tutarak mal envanterini bu deftere kaydederler.

Muhasebede Dönem Sonu İşlemleri / Envanter Listeleri

Çok çeşitli mal kullanan büyük işletmeler, ayrıntılı envanter defteri tutmaları zorluk arz edeceğinden envanterin listeler halinde yazılması, yasal olarak mümkündür.Envanter listelerinin geçerli olabilmesi için sahip olması gerekli hususlar şunlardır.

• Envanter listelerine kaydedilen iktisadi kıymetler sayfa üzerinde sıra numarası verilmelidir.

• Envanter listeleri kendi aralarında sıra numaralanmalıdır.

• Envanterin düzenlendiği tarihi belirtilmelidir.

• Envanteri çıkaran ile işletme sahibi veya vekili tarafından imzalanmalıdır.

• Listeler envanter defteri gibi saklanmalıdır.

• Liste toplamları envanter defterine yazılmalıdır.

Envanter listelerinde bulunması gerekli bilgiler, sayımı yapılan iktisadi kıymetin özelliğine göre değişmekle beraber en azından sayılan kıymetin cinsi, markası, vasıfları, miktarı, birim değerleme fiyatı, tutarı, ilave açıklamalar gibi hususları kapsamalıdır.


Menkul değerlerle ilgili envanter listelerinde menkul değerleri ihraç eden işletmelerin adları ve unvanları, menkul değerlerin çeşitleri, serisi ve çıkarılış tarihleri nominal ve alış bedelleri ilave bilgiler olarak yer alır.


Alacak ve borçlarla ilgili envanter listelerinde borçlu ve alacaklının adı, adresi, alacağın ve borcun vadesi, tutarı; senetli borç ve alacaklarda senedin nominal değeri, vadesine göre hesaplanan peşin değeri, borç senetlerinin kimlere verildiği, alacağın tahsil imkanı belirtilir.


Duran varlıklarla ilgili olarak düzenlenen envanter listelerinde Duran varlıkların alış veya üretim bedelleri, alış tarihleri, ayrılan yıllık amortisman payları, net defter değerleri, işletmede halen kullanılıp kullanılmadıkları, net cari değerleri de yer alır. Duran varlıklarla ilgili olarak amortisman defteri kullanıldığında envanter listesine gerek kalmaz. Tahvili borçların envanter listesinde çıkarılan tahvillerin serisi, numarası, çıkarılmış tarihleri, nominal değerleri, ihraç bedelleri, hangi kanalla satıldıkları, itfa edilen tahviller, itfa tarihleri belirtilmelidir.

Makroekonomik Analizin Temel Kavramları /Milli Gelir

Bir ekonomide belli bir dönemde (genellikle bir yıl) üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin toplam değeri gayrısafi milli hasıla olarak isimlendirilmektedir. Bu tanımda yer alan nihai mal ve hizmet kavramı, tüketici talebini tatmin etmeye hazır durumda olan, yani tamamlanmış mal ve hizmetleri temsil etmektedir. Örneğin, tüketici talebini tatmin etmeye hazır durumda olan ceket nihai bir maldır. Ancak bu ceketin, önce pamuk daha sonra da kumaş halinde olduğu unutulmamalıdır.

Gayrısafi milli hasıla değerinden ikame yatırımları veya amortismanlar (üretim araçlarında meydana gelebilecek aşınma ve eskimeleri karşılamak üzere üretilmiş bulunan toplam değerden ayrılan pay) çıkarıldığında piyasa fiyatlarıyla safi mili hasıla değerine ulaşılmaktadır. Milli gelir değerine ulaşmak için ise, piyasa fiyatlarıyla hesaplanmış olan safi milli hasıla değerinin, içerdiği dolaylı vergilerden (katma değer vergisi, satış vergisi, tüketim vergisi gibi) arındırılması gerekmektedir.

Gayrısafi Milli Hasıla (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) İkame Yatırımları (Amortismanlar)

(=) Safi Milli Hasıla (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) Dolaylı Vergiler (katma değer vergisi, satış vergisi, tüketim vergisi)

(=) Milli Gelir (Piyasa Fiyatlarıyla)

Milli gelir, belli bir dönemde üretilmiş bulunan nihai mal ve hizmetlerin net değerini ortaya koyuyor olması itibariye, son derece önemli bir ölçüdür. Ancak milli gelirin tamamı bireylere intikal etmediği gibi, bazen de fiilen üretilmeyen birtakım değerler, bireylerin paylaşacağı gelire dahil olabilir. Örneğin dağıtılmayan şirket karları ile maaş ve ücret gelirlerinden kesilen sigorta primleri, milli gelire dahil olmalarına rağmen, bireylere intikal etmemektedir. Buna mukabil emekli maaşları ve ikramiyeler gibi transfer ödemeleri, fiili üretim karşılığı olmadıkları halde, bireylerin paylaşacağı gelir içinde yer almaktadır. O halde bireylerin paylaşacağı milli geliri şöyle hesaplamak gerekmektedir:

Milli Gelir (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) Dağıtılmayan Şirket Karları

(-) Maaş ve Ücret Gelirlerinden Kesilen Sigorta Primleri

(+) Transfer Ödemeleri (Emekli Maaşları ve İkramiyeler, Faiz Gelirleri)

(=) Bireylerin Paylaşacağı Gelir


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları /Milli Gelir

Bir ekonomide belli bir dönemde (genellikle bir yıl) üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin toplam değeri gayrısafi milli hasıla olarak isimlendirilmektedir. Bu tanımda yer alan nihai mal ve hizmet kavramı, tüketici talebini tatmin etmeye hazır durumda olan, yani tamamlanmış mal ve hizmetleri temsil etmektedir. Örneğin, tüketici talebini tatmin etmeye hazır durumda olan ceket nihai bir maldır. Ancak bu ceketin, önce pamuk daha sonra da kumaş halinde olduğu unutulmamalıdır.

Gayrısafi milli hasıla değerinden ikame yatırımları veya amortismanlar (üretim araçlarında meydana gelebilecek aşınma ve eskimeleri karşılamak üzere üretilmiş bulunan toplam değerden ayrılan pay) çıkarıldığında piyasa fiyatlarıyla safi mili hasıla değerine ulaşılmaktadır. Milli gelir değerine ulaşmak için ise, piyasa fiyatlarıyla hesaplanmış olan safi milli hasıla değerinin, içerdiği dolaylı vergilerden (katma değer vergisi, satış vergisi, tüketim vergisi gibi) arındırılması gerekmektedir.

Gayrısafi Milli Hasıla (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) İkame Yatırımları (Amortismanlar)

(=) Safi Milli Hasıla (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) Dolaylı Vergiler (katma değer vergisi, satış vergisi, tüketim vergisi)

(=) Milli Gelir (Piyasa Fiyatlarıyla)

Milli gelir, belli bir dönemde üretilmiş bulunan nihai mal ve hizmetlerin net değerini ortaya koyuyor olması itibariye, son derece önemli bir ölçüdür. Ancak milli gelirin tamamı bireylere intikal etmediği gibi, bazen de fiilen üretilmeyen birtakım değerler, bireylerin paylaşacağı gelire dahil olabilir. Örneğin dağıtılmayan şirket karları ile maaş ve ücret gelirlerinden kesilen sigorta primleri, milli gelire dahil olmalarına rağmen, bireylere intikal etmemektedir. Buna mukabil emekli maaşları ve ikramiyeler gibi transfer ödemeleri, fiili üretim karşılığı olmadıkları halde, bireylerin paylaşacağı gelir içinde yer almaktadır. O halde bireylerin paylaşacağı milli geliri şöyle hesaplamak gerekmektedir:

Milli Gelir (Piyasa Fiyatlarıyla)

(-) Dağıtılmayan Şirket Karları

(-) Maaş ve Ücret Gelirlerinden Kesilen Sigorta Primleri

(+) Transfer Ödemeleri (Emekli Maaşları ve İkramiyeler, Faiz Gelirleri)

(=) Bireylerin Paylaşacağı Gelir


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları

Bireylerin paylaşacağı gelir, nüfus miktarına bölündüğünde kişi başına milli gelir bulunmaktadır. Ancak bu gelirin tamamı harcanmamaktadır. Çünkü birey, elde ettiği gelirin bir bölümünü doğrudan vergi olarak ödemek zorunda kalmaktadır. Bu nedenledir ki, toplam harcanabilir gelirin hesaplanabilmesi için bireylerin paylaşacağı gelirden doğrudan vergileri çıkarmak gerekmektedir.

Bireylerin Paylaşacağı Gelir

(-) Doğrudan Vergiler

(=) Toplam Harcanabilir Gelir

Nominal Milli Gelir, Reel Milli Gelir

Bütün bu değerler para birimi ile ifade edilmektedir. Ne var ki parasının satınalma gücü istikrarlı olmayan ekonomilerde, milli gelir değerinin bir yıldan ötekine nasıl bir değişim taşıdığını tesbit etmek kolay değildir. Bu değişimin sağlıklı bir biçimde ortaya konabilmesi için, cari fiyatlarla hesaplanan milli gelir serisinin, esas alınan bir yılın sabit fiyatlarına dönüştürülmesi, yani cari yıl boyunca fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen yükselmelerin (enflasyon) deflate edilmesi gerekmektedir.

Cari yılın fiyatları ile ifade edilen milli gelire nominal milli gelir, esas alınan bir yılın sabit fiyatları ile ifade edilen milli gelire ise reel milli gelir denmektedir. Nominal milli gelir serisinin yeniden değerlendirilmesi, yani enflasyondan arındırılması işlemi fiyat indeksleri kullanılarak gerçekleştirilmektedir.


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları

Aşağıdaki tablo (2.1), belli bir dönem için verilmiş bulunan nominal milli gelir değerlerinden (cari fiyatlarla milli gelir), aynı döneme ait reel milli gelir değerlerinin (sabit fiyatlarla milli gelir) nasıl hesaplanacağını göstermektedir. Örneğin 1991 yılı gayrısafi milli hasılası, cari fiyatlarla 240 lira olarak hesaplanmıştır. Fakat fiyatlar genel seviyesi 1991 yılı boyunca yüzde 25 oranında yükselmiştir. Çünkü fiyat indeksi 1991 yılında 125 olarak gerçekleşmiştir. 1991 yılı gayrısafi milli hasılasının reel olarak hesaplanabilmesi için, nominal gayrısafi milli hasıla değerinin fiyat artışlarından arındırılması, daha doğrusu 1990 yılı fiyatları ile ifade edilmesi gerekmektedir. Arındırma işlemi yapıldığı vakit, 1991 yılı içinde üretilmiş bulunan mal ve hizmetlerin reel değerinin 192 lira olduğu görülecektir.-


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları /Piyasa Fiyatlarıyla Milli Gelir, Faktör Fiyatlarıyla Milli Gelir

Herhangi bir mal veya hizmetin, üretildiği yıl boyunca geçerli olan fiyatı piyasa fiyatı veya cari fiyat olarak isimlendirilmektedir. Gayrısafi milli hasıla ve safi milli hasıla değerleri hesaplanırken, genellikle piyasa fiyatı kullanılmaktadır. Bu itibarla, gayrısafi milli hasıla ve safi milli hasıla değerleri, gerçekleştirilmiş bulunan üretimin, cari yıl boyunca geçerli olan fiyatlar esas alınarak hesaplanan değerini temsil etmektedir. Piyasa fiyatlarıyla hesaplanmış bulunan milli gelir değeri, içerdiği dolaylı vergilerden arındırıldığı takdirde, faktör fiyatlarıyla milli gelir değeri elde edilmektedir. Nitekim, mal ve hizmet fiyatlarından dolaylı vergiler çıkarıldığında bulunan değer, üretim faaliyetine katılan faktörlerin gelirlerini vermektedir. Böyle olduğu içindir ki, milli gelir değeri hesaplanırken, faktör fiyatları kullanılmaktadır.

Milli Gelir Hesaplama Yöntemleri

Milli gelir, esas itibariyle, üretici ve tüketici gruplar arasında cereyan eden mal, hizmet ve faktör mübadelesini yansıtmaktadır. Aşağıdaki şekilde (2.1) de gösterildiği gibi, bu mübadele, dört farklı akım olarak karşımıza çıkmaktadır:

1. Üretim Faktörleri Akımı

2. Üretim Faktörlerine Yapılan Ödemeler Akımı

3. Mal ve Hizmetler Akımı

4. Mal ve Hizmetlere Yapılan Ödemeler Akımı


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları


Bu akımların, sonuç itibariyle ürettikleri değerlerin, para birimi cinsinden ifade edilmeleri durumunda, birbirlerine eşit oldukları görülmektedir. O halde milli gelir değeri üç farklı yöntem kullanılarak hesaplanabilmektedir.

1. Üretim Yöntemi: Bu yöntem, üretilmiş bulunan mal ve hizmetlerin cari fiyatlar veya sabit fiyatlar esas alınarak değerlendirilmesinden ibarettir.

2. Gelir Yöntemi: Bu yöntem, üretim faaliyetine katkılarından ötürü, faktörlere yapılan ödemelerin (rant, ücret, faiz ve kar) toplanmasını öngörmektedir.

3. Harcama Yöntemi: Bu yöntem ise, birer tüketici olarak bireylerin, bir dönem boyunca yaptıkları harcamaların toplanmasından ibarettir.

Bu açıklamalardan sonra, devletin harcama yapmadığı, dışa kapalı olan ve sadece altı firmanın faaliyet gösterdiği bir ekonomi ortamında, söz konusu yöntemleri kullanarak milli gelir hesabı yapmaya çalışalım. Yukarıdaki tabloda (2.2) her bir firmanın bir yıl içinde kullandığı girdilerin ve ürettiği çıktıların değerleri gösterilmiştir. Yaratılan katma değerin bir bölümü, üretim sürecine yaptığı katkının bir karşılığı olarak, ücret adı altında emek faktörüne verilmekte, kalan bölümü ise müteşebbisin yani firma sahibinin karını oluşturmaktadır.

Görüldüğü gibi, A firması, herhangi bir maliyete katlanmaksızın ürettiği buğdayı 100 lira mukabili B İşletmesine satmaktadır. A firması tarafından yaratılan bu katma değerin, yani 100 liranın 50 liralık bölümünü, üretim faaliyetine yaptığı katkının karşılığı (ücret) olarak, emek faktörü almakta, geriye kalan 50 liralık bölümü de müteşebbisin karını oluşturmaktadır. B firması, A firmasından satın aldığı 100 liralık buğdayı (girdi) işleyerek una dönüştürmektedir. Üretilen unun değeri 300 liradır (çıktı). Bir başka ifade ile B firması tarafından 200 liralık bir katma değer yaratılmıştır. Yaratılan bu katma değerin 80 liralık bölümü ücret olarak emek faktörüne verilmiştir. Kalan 120 lira ise müteşebbisin karıdır. C firması, B firması tarafından üretilmiş olan unu satın almakta ve ekmek yapmaktadır. Ekmeğin toplam değeri 800 lira, yaratılan katma değer ise 500 liradır. Katma değer, faktör sahipleri arasında şöyle bölüşülmektedir: 200 lira ücret, 300 lira kar.


Makroekonomik Analizin Temel Kavramları


Tıpkı A firması gibi, sıfır maliyet ile çalışan D firması, toplam değeri 300 lira olan demir cevheri üretmektedir. Bu, D firması tarafından yaratılan katma değerin 300 lira olduğu anlamına gelmektedir. Katma değerin 100 lirası, ücret olarak emek faktörüne verilmektedir. Geriye kalan 200 lira firma sahibinin karıdır. E firması, D firmasının ürettiği demir cevherini satın almakta ve mamul demir haline dönüştürmektedir. Üretilen mamul demirin değeri 700 liradır. Bir başka ifade ile E firması tarafından 400 liralık bir katma değer yaratılmıştır. Yaratılan bu katma değerin 150 liralık bölümü ücret olarak ödenmiştir, kalan 250 lira ise firma sahibinin karıdır. F firması, E firması tarafından üretilmiş olan mamul demiri satın almakta ve makine üretmektedir. Üretilen makinenin toplam değeri 1600 lira, yaratılan katma değer ise 900 liradır. Katma değer, faktör sahipleri arasında şöyle bölüşülmektedir: 300 lira ücret, 600 lira kar

Makroekonomik Analizin Temel Kavramları / Yatırım

Bir ekonominin uzun dönem performansını, gerçekleştirilen yatırım seviyesi ve bu seviyenin ortaya koyacağı üretim kapasitesi belirlemektedir. Yatırım, milli gelirin tüketilmeyerek tasarruf edilen bölümünün, üretim araçlarının satın alınmaları veya üretilmeleri için harcanmasının bir sonucudur. Reel sermaye birikimi olarak da isimlendirilen yatırım, ekonominin üretim araçları mevcuduna yapılmış ilaveler ve bu ilaveleri mümkün kılan harcamalar biçiminde tanımlanmaktadır. Üretim araçları mevcuduna yapılacak ilaveler, ekonominin üretim kapasitesini genişleteceği için, sermaye malları olarak kabul edilmekte ve dolayısıyla bu ilaveleri gerçekleştirmek için yapılan her türlü harcama yatırım kapsamında ele alınmaktadır.

Bununla birlikte öyle harcamalar vardır ki, bunların, ne reel gelirin artırılmasına, ne de ekonominin üretim kapasitesinin genişletilmesine ciddi bir katkıda bulundukları söylenemez. Mali yatırım ya da plasman olarak isimlendirilen bu harcamaların iktisadi hayata yansıması, mülkiyetin el değiştirmesi ile sınırlı kalmaktadır.

(Plasman, borç veya hisse senedi ile temsil edilen bir hakkın kazanılmasından ibarettir. Burada kazanılan hak, doğrudan tüketime veya üretime gitmeyen, belli bir miktar satın alma gücünün depo edildiği ve sahibinin çeşitli amaçlara yönelik olarak çözebileceği bir mali fon meydana getirmiş olmaktadır. Banka mevduatı, hisse senedi ve tahvil gibi değerlerin yanı sıra, spekülatif amaçlı her türlü mal ve toprak alımı plasman olarak kabul edilmektedir. Hayatını, plasmanın getirdiği gelir ile idame ettiren kişilere de rantiye denmektedir.). Makroekonomik analiz açısından önem arz eden harcamalar, sonuç itibariyle reel sermaye birikimi sağlayarak ekonominin üretim kapasitesini genişleten harcamalardır ki, bunlar reel yatırım olarak isimlendirilmektedir. Reel yatırım, daha teknik bir ifade ile reel sermaye birikimi iki farklı biçimde sağlanabilmektedir:

1. Sabit Sermaye: Üretim araçlarının satın alınması ve/veya üretilmesi için yapılan harcamalar ile bina, yol, köprü vb. yapımı için yapılan harcamalar.

2. Stok Değişimi: Stoklara menfi veya müsbet ilaveler yapılması.

Reel sermaye birikiminin bu iki farklı görünümü, karşımıza yeni bir kavram çıkarmaktadır: sabit sermaye. İktisat literatüründe bu kavram, fizik ömrü birden fazla dönemi kapsayan üretim aracı anlamında kullanılmaktadır. Gerek üretim araçları mevcuduna yapılan ilaveler, gerekse bina, yol, köprü gibi varlıklar, fizik bakımdan işe yaramaz hale gelmeleri uzun yıllar gerektirdiği için, sabit sermaye niteliği taşımaktadırlar. Sabit sermaye niteliği taşıyan bu ilaveler ve bina, yol, köprü vb. yapımını mümkün kılan harcamalar sabit sermaye yatırımları olarak isimilendirilmektedir. Sabit sermaye yatırımları, iktisadi büyüme sürecini besleyen en önemli kaynaktır. Yatırım olgusunun, söz konusu süreci besleyişi, sadece, tamamlandıktan sonra üretime katkıda bulunması ile sınırlı değildir. Karar aşamasından itibaren, yatırım mallarının talep edilmesini zorunlu kıldığı için, iktisadi faaliyetleri tamamen etkisi altına almaktadır. Çünkü yatırım malları talebinde meydana gelen artışın, imalat sanayii üretimini ve istihdamını genişletmesi kaçınılmazdır.

Yatırımların belli sektörlerde yoğunlaşması, iktisadi yapıda ciddi kimlik değişmelerine sebep olabilmektedir. Örneğin, 80li yıllarda ulaştırma ve haberleşme sektörüne dönük sabit sermaye yatırımlarının yoğunlaşması, turizm yatırımlarını (konaklama tesisleri) dolaylı bir biçimde uyarmış ve ülkemizin turizm gelirlerini önemli ölçüde artırmış bulunmaktadır. Bu gelişmenin ortaya koyduğu sonuç ise, Türkiyenin turizm sektöründe iddialı bir ülke durumuna gelmiş olmasıdır. Bu örnek, yatırımların, bir ülkenin ya da bölgenin iktisadi kimlik kartı üzerindeki etkisini yeterince açıklamaktadır.

Makroekonomik Analizin Temel Kavramları / İstihdam, İşgücü, İşsizlik

İstihdam

Geniş anlamda istihdam kavramı, ülke ekonomisinin sahip olduğu üretim faktörlerinin üretim sürecine dahil edilmesi anlamına gelmektedir. Dar anlamda ele alındığı vakit ise istihdam kavramı, bireylerin belli bir gelir elde etme amacına yönelik olarak, zamanlarını ve enerjilerini üretime harcamaları sürecini ifade etmektedir. Bir ülkede belli bir dönemde, genellikle bir yıl içinde, gerçekleştirilen çalışma saatleri toplamına istihdam seviyesi (iş hacmi) denmektedir.

Diğer taraftan, cari ücret haddi üzerinden herkesin kendine bir iş bulabiliyor olması, ülkenin tam istihdam seviyesine ulaştığını göstermektedir. Fakat ne var ki, işsizlik oranının sıfır olduğu anlamına da gelen bu durum, gerçek hayat tarafından doğrulanmamaktadır. Bir ülkede, çeşitli sebeplerden ötürü işinden ayrılmış ve yeni iş aramakta olan veya ilk defa iş piyasasına giren insanlar her zaman bulunmakta ve eksik istihdam söz konusu olmaktadır.

İş Gücü

Emek faktörü, ülke nüfusunun artan fonksiyonudur: nüfusun artması, emek arzını da artırmaktadır. Bununla birlikte, iktisadi açıdan önemli olan, nüfusun çalışabilir, yani üretim faaliyetine katılabilir durumda olan bölümüdür (nüfusun bu bölümü, genellikle 14-65 yaş arasında bulunan insanlardan oluşmaktadır). İktisat biliminin bu bakışı, işgücü kavramını öne çıkarmaktadır. İşgücü kavramı, ülkenin toplam nüfusunun, üretim faaliyetine katılabilir durumda olan ve cari ücret haddi üzerinden çalışmayı kabul eden üyelerinden oluşan bölümünü ifade etmektedir. İşgücüne dahil olan nüfus grupları şunlardır: işverenler, kendi hesabına çalışanlar, ücretsiz çalışan aile bireyleri, ücret mukabili çalışanlar ve işsizler. Bu grupların toplamından, orduda görev yapmakta olan askerler çıkarılır ise, sivil işgücü elde edilmektedir.

Toplam işgücü miktarı, ülkenin emek arz edebilme yeteneğini göstermektedir. İşgücü miktarının genel nüfus miktarına oranı işgücüne katılım oranı olarak isimlendirilmektedir. Örneğin, bir ülkede işgücüne katılım oranının yüzde 55 olduğunu düşünelim. Bu, söz konusu ülkede her 100 kişiden 55inin üretime katkıda bulunduğu anlamına gelmektedir. Öte yandan, toplam işgücünün sektörler itibariyle dağılımı, ülkenin kalkınmışlık seviyesini ortaya koyan önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Tarımsal işgücünün toplam işgücü içindeki payının yüksekliği, ülkenin, kalkınma sürecinin henüz başlarında olduğunu göstermektedir. Kalkınma sürecin derinleşmesi ile birlikte, tarımsal işgücünün payı daralmakta, sanayi ve hizmetler sektörlerinde istihdam edilen işgücünün payı yükselmektedir.

Makroekonomik Analizin Temel Kavramları

İşsizlik

İşsizlik olgusu, cari ücret haddi ve çalışma şartları altında arz edilen emek miktarı (işgücü seviyesi) ile talep edilen emek miktarı (istihdam seviyesi) arasında, ikincisi aleyhine oluşmuş bulunan fark olarak tanımlanmaktadır. Bu olgu, genel anlamda, iradi işsizlik ve gayrıiradi işsizlik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

İradi işsizlik kavramı, cari ücret haddine ve çalışma şartlarına razı oldukları takdirde iş bulması mümkün olan insanların, çalışmayı reddettikleri için işsiz kalmaları durumunu açıklamaktadır. Buna mukabil, bir takım insanlar da, cari ücret haddini ve çalışma şartlarını kabul ettikleri halde, iş bulamamaktadır. Bu durum ise gayrıiradi işsizlik olarak isimlendirilmektedir.

Öte yandan tezahür etme biçimi itibariyle tasnif edildiği vakit ise, işsizlik olgusunun, bu kez de açık işsizlik ve gizli işsizlik olarak ikiye ayrıldığı görülmektedir. Açık işsizlik, bir ülkede, cari ücret haddini ve çalışma şartlarını kabul ettiği halde iş bulamayanların bulunuyor olması durumunu ifade etmektedir. Açık işsizliğin türleri şunlardır: arızi işsizlik, yapısal işsizlik, dönemsel işsizlik, konjonktürel işsizlik.

1. Bir ülkede, çeşitli sebeplerden ötürü işinden ayrılmış ve yeni iş aramakta olan veya ilk defa iş piyasasına giren insanlar, her zaman bulunmaktadır. Bu insanların içinde bulunduğu durum, arızi işsizlik olarak isimlendirilmektedir.

2. Üretim süreci, bazen, faktör bileşim oranının, emek aleyhine olacak şekilde değiştirilmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Böyle bir durumda, emek arzı değişmez iken, emek talebi düşeceği için, belli bir seviyede işsizlik meydana gelecektir. İşsizliğin bu türüne yapısal işsizlik denmektedir.

3. İşsizlik, bazen de bir takım iktisadi faaliyetlerin, genellikle tarımsal üretimin, mevsimlik dalgalanmalara maruz kalıyor olmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Şartlar müsait olmadığı için, üretimin kesintiye uğradığı veya kısıldığı dönemlerde ortaya çıkan bu işsizlik dönemsel işsizlik olarak isimlendirilmektedir.

4. Genellikle efektif talep yetersizliğinden kaynaklanan iktisadi durgunluk dönemlerinde bir takım insanların işsiz kalmaları durumu ise, konjonktürel işsizlik olarak tanımlanmaktadır.

Gizli işsizlik kavramı, belli bir işe sahip olmalarına rağmen, yeterince verimli çalışmayan ve üretime katkı sağlamayan insanların durumunu tanımlamak için geliştirilmiştir. Bu kavramı, şöyle bir örnekle daha somut bir hale getirebiliriz: Üretim teknolojisini değiştirmeksizin, işletme yönetiminin, çalıştırdığı insanların bir bölümünün işine verdiğini düşünelim. Sonuç itibariyle üretim hacminde bir daralma meydana gelmiyor ise, bu işletmenin gizli işsizlik yaşadığı söylenebilir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi /Giriş

Hukuk kişiler (gerçek ve tüzel) arasındaki ilişkileri yaptırım (müeyyide) altında düzenleyen bilim dalı olarak tanımlanabilir. Hukukun kamu hukuku - Özel hukuk şeklindeki yapılagelen klasik ayırımda, ticaret hukuku özel hukukun içerisinde, özel hukukun bir alt dalı olarak yer almaktadır. Prensip itibariyle kamu hukuku (devletin üstün olduğu hukukun dalı) ticaret hukuku alanına müdahale etmez. Bununla birlikte, kamu hukuku, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile ticaret hukukunun bazı alanlarına müdahale etmiştir. Örneğin, tüzel kişi ticari şirketlerin kurulmasında (TTK. m. 273, 275, 280), sermaye piyasalarının oluşmasında (menkul değerler borsası vs.) ve denetimlerinin sağlanmaları aşamalarında devletin müdahalesinin olduğunu görmekteyiz.

Ticaret Hukuku alanını düzenleyen temel kanun 1 Ocak 1957 tarihli, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunudur. Ancak bundan başka ticari alanları düzenleyen özel kanunlar da bulunmaktadır (örneğin Sermaye Piyasası Kanunu-SPK., Ticari İşletme Rehni Kanunu - TİRK., Bankalar Kanunu -Bnk.K., Rekabetin Korunması Hakkında Kanun-RKHK).

Türk Ticaret Kanunun Kapsamı

1. Başlangıç Kısmı - Umumi Hükümler (m. 1-10).

2. 1. Kitap - Ticari İşletme (m. 11-135).

3. 2. Kitap - Şirketler Hukuku (m. 136-56).

4. 3. Kitap - Kıymetli Evraklar Hukuku (m. 557-815).

5. 4. Kitap - Deniz Ticareti Hukuku (m. 816-1262).

6. 5. Kitap - Sigorta Hukuku (m. 1263- 1475).

7. Son Hükümler

TTK. m. 1 hükmü gereğince TTK., Türk Medeni Kanununun (TMK.) ayrılmaz bir parçasıdır. Bu bağlamda ticari hayatı düzenleyen kanunlarda somut ihtilaflara uygulanacak olan özel hükümler bulunmadığı takdirde uygulanacak kanun TMK. ve Borçlar Kanunu (BK.) olacaktır

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari İşletme Kavramı

I. Genel Olarak

TTK. ticari işletme kurumu esası düzenlemeler öngörmektedir. Yani, esas itibariyle ticaret hukuku ticari işletmenin hukukudur.


Ticari işletme, TTK m.11-13 ile Ticaret Sicili Tüzüğünün 14. maddesinde düzenlenmiştir. Bu itibarla, ticari işletme kavramı tayin edebilmek için TTK m. 11-13 ve TST m. 14ün birlikte nazara alınması gerekir.


Ticari işletme kavramı, TTK. m. 11-13 ve TST. (Ticaret Sicili Tüzüğü) m. 14 ile düzenlenmiştir. TTK. ticari işletmeye ilişkin herhangi bir tanım vermemekte sadece bazı tür işletmelerden bahsederek bunların ticari işletme oldukları karinesini benimsemektedir.

II. Ticari İşletmenin Tanımı ve Unsurları

TTK. m. 11 e göre; Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.


Tesisat, kiracılık hakkı, ticaret unvanı ve diğer adlar, ihtira beratları ve markalar, bir sanata müteallik veya bir şahsa ait model ve resimler gibi bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurlar, mukavelede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılır.

Kanun ticarethaneleri ve fabrikaları ticari işletme saydıktan sonra 12. maddesi ile ticarethaneleri örnekseme yolu ile (tadadi) gösterme yolunu seçmiş, ikinci fıkrasında ise fabrikanın tanımını vermiştir. TTK. m.12 gereğince;

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Aşağıda yazılı veya mahiyetçe bunlara benzeyen işlerle uğraşmak üzere kurulan müesseseler, ticarethane sayılır:

1. Menkul malların satılmak veya kiraya verilmek üzere tedariki ve bunların aynen veya başka bir şekle sokularak satılması yahut kiraya verilmesi;

2. Kıymetli evrakın satılmak üzere tedariki ve bunların satılması;

3. Her çeşit imal ve inşa;

4. Madencilik;

5. Matbaacılık, gazetecilik ve kitapçılık, yayın, ilan ve istihbarat;

6. Tiyatro, sinema, otel, han ve lokanta gibi umumi mahaller, hususi mektep ve hastane ve açık satış yerlerinin işletilmesi;

7. Umumi mağazalar ve sair depo ve ambarlarının işletilmesi;

8. Borsa ve kambiyo işleri, sarraflık, bankacılık;

9. İçtimai sigortalar hariç olmak üzere sigortacılık;

10. Kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak;

11. Su, gaz ve elektrik dağıtma, telefon ve radyo ile haberleşme ve yayın;

12. Acentelik, tellallık, komisyonculuk ve sair bütün tavassut işleri. Fabrikacılık, ham madde veya diğer malların makine yahut sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni veya değerli mahsuller vücuda getirilmesidir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Nihayet ticari şekilde işletilen diğer müesseseler ise TTK. m. 13 hükmüne göre şunlardır:

Aşağıdaki işleri görmek üzere açılan bir müessesenin işlerinin hacım ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekli ve mahiyetini verdiği takdirde bu müessese de ticari işletme sayılır:

1. Bir toprak sahibinin veya çiftçinin, mahsullerini olduğu gibi veya zirai sanatı dolayısıyla bir tezgahta şeklini değiştirerek satması;

2. Esnaf veya güzel sanatlar erbabından birinin gerek bizzat gerek işçi çalıştırarak veya makine kullanarak eserler vücuda getirmesi ve bu eserleri satması.

Bu hüküm, işlerinin mahiyetine göre, 12 nci madde gereğince ticarethane veya fabrika olarak vasıflandırılamayan diğer müesseseler hakkında da tatbik olunur.

TTK. ticari işletmeyi belirlerken bu sistemi getirmiş ve yukarıdaki işletmeleri ve niteliği gereği bunlara benzeyen başkaca işletmeleri ticari işletme saymış, salt olarak ticari işletmenin bir tanımını vermemiştir. Ancak, ticari işletmenin tanımını olumsuz yönden TST. m. 14 şu şekilde yapmıştır:

Bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle Türk Ticaret Kanunun 17 nci maddesinde tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşmayan faaliyetler, ticari işletme sayılamaz.

Bu hükümden sonra, doktrin tarafından eklenen bağımsızlık unsuru ile birlikte ticari işletmenin olumlu yönden tanımını şu şekilde yapabiliriz:

Gelir sağlamak amacı ile, devamlı surette kurulan, esnaf faaliyetleri çapını aşan ve bağımsız olarak faaliyet gösteren işletmeler ticari işletmedir. O halde ;

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari işletmenin unsurları

• Gelir (Kazanç) sağlamayı amaçlamak

• Devamlılık (süreklilik)

• Belli bir çapın aşılması (Esnaf işletmesi çapının aşılması)

TTK. m. 17 ile düzenlenmiş olan esnaf işletmeleri ticari işletme sayılamazlar. Bundan dolayı her ticari işletme bir ekonomik işletme iken, her ekonomik işletme ticari işletme sayılamaz. Bu noktada bir işletmenin esnaf faaliyeti sınırlarını aşıp aşmadığının tespiti için evleviyetle esnaf kavramının ortaya konulması gerekmektedir. TTK. m. 17/c.1 gereğince İster gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler.


Belirtmek gerekir ki, esnaf hakkında getirilen bu ölçütler ile neyin esnaf işletmesi, neyin ticari işletme olduğunu tespit etmeye imkan bulunmamaktadır. Zira, nakdi (parasal) sermayenin bedeni çalışmadan az olması ve kazancın ancak geçimini sağlamaya yetecek kadar bulunması öznel bir nitelik taşımaktadır. Bundan dolayıdır ki, TTK.nun 1463. maddesinde esnafın yıllık gayrisafi gelirini belirlemek hususunda, Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Bakanlar Kurulunun çıkaracağı kararnamede gösterilen miktardan aşağı yıllık gayrisafi gelir sağlayan sanat ve ticaret erbabı esnaf sayılacaktır. Bakanlar Kurulu bu amaçla, esnafın tanımı ve tespitinde baz alınmak üzere 25/01/1986 gün ve 1986/10313 sayılı kararı ile esnaf sayılmanın kriterlerini şu şekilde belirlemiştir :

1. Gelir vergisinden muaf olanlar,

2. Kazancı Götürü usulde vergilendirilenler ,

3. İşletme hesabına göre defter tutanlardan, ekonomik faaliyeti bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimine yeterli olanlar ve Vergi Usul Kanunu (VUK.) m. 177 belirtilen bendlerden 1 ve 3 numaralı bendlerde gösterilen nakdi limitlerin yarısını, 3 numaralı bend ile gösterilen nakdi limitlerin tamamını aşmayanlar esnaf, bu limitleri aşanlar ise tacir sayılmışlardır .

• Bağımsızlık (öğreti tarafından kabul edilen unsur)

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Şube ile merkez kavramının açığa kavuşturulması için doktrin (öğreti) tarafından son olarak bağımsızlık unsuru eklenmiştir. Bağımsız birim teşkil etmeyen şubeler ticari işletme sayılamazlar. Onlar ticari işletme dahil unsurlardandırlar.


TTK. tarafından gösterilen ticarethane, fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer kurumlar karine olarak ticari işletme sayıldıkları için, bu işletmelerin yukarıdaki dört unsura sahip oldukları kabul edilir. Bu İtibarla, TTK. m. 11-13de düzenlenen işletmelerin ticari işletme olmaları asıldır. Bunların ticari işletme olmadıklarını iddia edenlerin bu iddialarını ispatlamaları yani karineyi çürütmeleri gerekmektedir.


RG. 19/02/1986, S.19024.

29 Temmuz 1998 tarihinde 4369 sayılı kanun ile VUK.nunda yapılan revize ile götürü usulde vergilendirme kaldırılarak yerine basit usul kabul edilmiştir. Bu alanda yeni bir düzenleme yapılana kadar, götürü usul yerine basit usul sisteminde vergilendirilenlerin esnaf sayılmaları uygun olacaktır.

VUK. m. 177ye göre 1 Ocak 2002- 31 Ararlık 2002 tarihi itibariyle bu limitler şu şekilde belirşenmiştir:

1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 65.000.000.000.- lirayı veya satışların tutarı 85.000.000.000.- lirayı aşanlar;

2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 35.000.000.000 lirayı aşanlar;

3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 65.000.000.000 lirayı aşanlar

Hemen belirtelim ki bu limitler her yıl itibariyle ortalama olarak resmi enflasyon yüzdesi oranında değişmekte, umumiyetle artırılmaktadır.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari İşletmede Merkez ve Şube Kavramlar

A. Merkez Kavramı

Merkez, ticari işletmenin idari ve ticari faaliyetlerinin yürütüldüğü yerdir. Her işletmenin ticari ve idari faaliyetlerinin merkezileştiği bir yer bulunmalıdır.

B. Şube Kavramı

İç ilişkilerinde ve örgütlenmesinde merkeze bağlı bulunan; kendi çevresi ve yetki alanı içindeki dış ilişki ve faaliyetlerinde bağımsız olan; merkezle aynı ticaret unvanı ve aynı iştigal alanına sahip bulunan; merkezle birlikte aynı gerçek kişi veya tüzel kişi tacire ait olan ve görevlendirilmiş olduğu bölgede dış ilişkilerde bağımsız bir iş yeri teşkil eden birimdir.

Bu tanıma göre şubenin unsurları şunlardır:

1. Merkez ve şube aynı gerçek ya da tüzel kişi tacire ait olmalıdır.

2. İç ilişkiler, personel örgütlenmesi bakımından şube merkeze bağlıdır.

3. Dış ilişkiler yönünden yeterli olduğu çevre içerisinde bağımsızdır.

4. Şube ile merkez arasında mutlaka mekan ayrılığının bulunması şart değildir. Aynı ya da farklı yerlerde olabilir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Şube Olmaya Bağlanan Hukuki Sonuçları şu şekilde ifade edebiliriz:

1. Şube ticari işletmenin bir cüzüdür. Bu itibarla ticari işletmenin devrinin şubenin devrini de kapsaması gerekir. (Tartışmalı)

2. Ticari mümessilin temsil yetkisi şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.

3. Şubeler kendi merkezlerinin ticaret unvanını, şube olduklarını belirtmek suretiyle kullanabilirler.

4. Şubenin yaptığı hukuki muameleler bakımından, şubenin bulunduğu yer ifa yeri sayılır.

5. Şubenin yaptığı hukuki muamelelerden dolayı, şubenin bulunduğu yerde dava açılabilir. (HUMK. m. 17)

6. Şube davada taraf olabilir. İflas davası şubeye karşı açılamaz. (TTK m. 54)

7. Şubelerin bulundukları yerin ticaret siciline tescili ve ilanı şarttır.

8. Her şube ticaret ve sanayi odasına kaydolur. (559 SK m. 9)

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari İşletmenin Hukuki Niteliği

Ticari işletme içerik açısından iki unsurdan oluşur. Bunlardan biri MADDİ diğeri MANEVİ (maddi olmayan = gayrı maddi) unsurdur.

A. Maddi Unsur

TTK m. 11/f.2 hükmü gereğince, kiracılık hakkı, işletme tesisatı (örneğin bilgisayar donanımı vs), hammaddeler, işletmenin faaliyetine özgülenmiş olan taşınmazlar ile bunlara bağlı makine, alet ve edevat, işletmede kullanılan motorlu nakil araçları, iş makineleri ve gemi gibi taşınır unsurlar işletmeye dahil maddi unsurlardandır.


Tesisat, kiracılık hakkı, , sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılır.

B. Maddi Olmayan Unsur

Ticaret unvanı ve diğer adlar, ihtira beratları (patentler) ve markalar, bir sanata ilişkin veya bir şahsa ait model ve resimler gibi bir teşebbüsün işletilmesi için sürekli bir şekilde teşebbüse özgülenen unsurlar ise işletmeye dahil manevi (maddi olmayan) unsurlardandırlar. Ayrıca, işletmenin kurduğu ilişkilerin, itibar ve teşkilatının, zaman içerisinde edindiği tecrübelerin, ticari sırların, iş yerinin, müşteri çevresinin yarattığı bir değer vardır. Bu değer (Goodwill = Peştamaliye) işletmenin muhtevasına dahil maddi olmayan unsurdur.


Ticari işletme hukuki niteliği itibariyle, maddi ve maddi olmayan unsurlardan oluşan ekonomik bir bütündür. İşletmenin devri mevzubahis olduğunda işletmenin manevi unsurlarından olan müşteri çevresi devir kapsamı dışında bırakılamaz diğer unsurlar bırakılabilir. Ancak sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça diğer unsurlarda devre dahil sayılırlar (TTK. m. 11/f.2).

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari İşletmenin Devri

Maddi olmayan unsur ve sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça maddi unsur da ticari işletmenin devrine konu olur. İşletme bir kül (= bütün) olarak aktifi ve pasifi ile birlikte devredilir. Devirde önemli olan husus işletmenin malvarlığına dahil olan borç ve yükümlülüklerin yani PASİFİN durumudur. Genel olarak bir borcun nakli işleminde, borcu devredenin alacaklısına karşı borçtan kurtulabilmesi ancak alacaklının muvafakati (rızası) ile mümkündür (BK m. 174). Oysa ticari işletmenin devrinde pasifin durumunu BK m. 179 ayrı olarak şu şekilde düzenlemiştir.

Bir malvarlığı ya da bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte üzerine alan kimse, borcu üzerine aldığını alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan edince bunlara bağlı borçlardan dolayı alacaklılara karşı doğrudan doğruya sorunlu olur.

Bununla beraber önceki malik (borçlu) dahi iki yıl süre ile yenisiyle birlikte müteselsilen (zincirleme) mesuldür. Bu süre muaccel olmuş (vadesi gelmiş) alacaklar için alacaklılara devir işleminin ihbarı veya gazete ilanı tarihinden itibaren, müeccel (devir tarihi itibariyle henüz vadesi gelmemiş) alacaklar hakkında ise, muacceliyetin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar.

Bu durumu somut bir örnekle açıklayalım: 01/01/2002 tarihinde işletmesini (T)ye devreden (M),01/11/2001 vade tarihli bir bono borcundan dolayı (01/01/2002 + 2 yıl =) 01/01/2004 yılına kadar, işletmenin devrinden önce doğan fakat 01/04/2003 vade tarihli bono borcu için ise (01/04/2003 + 2 =) 01/04/2005 tarihine kadar, işletmeyi devir alan yeni malik (T) ile birlikte alacaklılara karşı sorumlu olur. Fakat işletmenin devrinden sonra doğan borçlar için eski malik (T)nin sorumluluğu söz konusu olamayacaktır.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi / Ticari İşletmenin Rehni

A. Genel Olarak

Türk Medeni Kanunu m. 939 gereğince taşınır (menkul) üzerinde rehin kurulması için prensip itibariyle malikin taşınır üzerindeki zilyetliğinin sona erdirilmesi, taşınır üzerindeki zilyetliğin alacaklıya veya onun rızasıyla bir üçüncü kişiye devri gerekmektedir. Oysa taşınır rehni karşılığında kredi temini çabasında olan işletme sahibi borçlunun, borcunu ödeyebilmesi için üretim araçlarının kendisinde bırakılması, kendisi tarafından işletilmesi gerekmektedir. İşte TMK. m. 939in (Eski Medeni Kanun m. 853) bu sakıncasını gidermek amacıyla 21 Temmuz 1971 tarihinde 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu (TİRK.) kabul edilmiştir. Bu kanunun kabulü ile özellikle taşınmazı bulunmayan işletme sahipleri taşınırlarını rehinli alacaklılara teslim etmek (zilyetliğini devir etmek) zorunda olmadan işletmelerine dahil münferit unsurlar üzerinde TİRK. çerçevesinde taşınır rehni kurma imkanına kavuşmuşlardır .

1. Rehin Verebilecek Kişiler

Ticari işletme rehni bir teminat kurumudur. TİRK. m. 1 gereğince ancak ticaret veya esnaf ve sanatkar sicilinde kayıtlı bir ticari işletme üzerinde bu rehin türü tesis edilebilir. Şu hale göre ilgili sicile kayıtlı olmak, bu rehin türünün kurulması bakımından bir ön koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.


Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

2. Rehinli Alacaklı Olabilecekler

Ticari işletme rehni karşılığı kredi verecek olan kuruluşlar da kanunda sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır (TİRK. m. 2). Bu gösterilen kişi ya da kuruluşlar dışındaki kişi ya da kuruluşlar bu rehin türünde rehinli alacaklı olamazlar. Bunlar:

a-Tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müesseseleri: Burada kast edilen kredi müesseseleri bankalar, özel finans kurumlarıdır. Kanımızca faktoring şirketleri de kredi kurumları olduklarına ve sermaye şirketi olarak kurulduklarına göre bu şirketler de buraya dahil edilmek gereklidir.

b-Kredili satış yapan gerçek ve tüzel kişiliğe haiz müesseseler: Bunlar münhasıran kendi satımını gerçekleştirmiş oldukları taşınır eşya üzerinde bu rehin türünü kurabilirler. Kanımızca bu hükmün pratikte hiç değeri yoktur. Zira, kredili satış yapan gerçek ve tüzel kişi kurumlar satımını gerçekleştirdikleri taşınır eşyayı mülkiyeti muhafaza kaydı ile satma imkanına sahiptirler.

c-Kooperatifler: Kooperatif teşekküller de bu rehin türünde rehinli alacaklı olabilecekler arasında gösterilmiş olan tüzel kişilerdir.

3. Rehnin Kapsamı

Ticari işletme rehni sözleşmesinin kapsamına, ticari işletmenin ticaret unvanı, eğer kullanılıyorsa işletme adı, rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine özgülenmiş makine, araç, alet ve motorlu ulaştırma araçları, ihtira beratları, makineler (menkul işletme tesisat = taşınır işletme tesisat), modeller, resimler ve sınai haklar dahildir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Ancak, taraflar işletmenin bazı unsurlarını rehin dışında bırakabilirler. Yalnız, ticari işletmeyi temsil eden asgari unsurlar rehin dışı bırakılamaz. Bunlar, ticari işletmeyi ifade eden ve ondan ayrı olarak devredilemeyen ticaret unvanı ile ticari işletmenin başlıca maddi unsurlarını oluşturan işletme tesisatıdır. Ticari işletmenin unsurları arasında kabul edilen taşınmazlar ile ticari işletmenin alacak ve borçları rehnin kapsamına dahil edilmemiştir. Ayrıca taraflar isterlerse sınai haklar adını verdiğimiz işletmeye dahil unsurlardan sayılan marka, model, patent, endüstriyel tasarım gibi unsurları rehnin kapsamı dışında bırakabilirler . Ancak, ticaret unvanı,eğer kullanılıyorsa işletme adı ve işletmenin faaliyetine özgülenmiş olan taşınır işletme tesisatı rehnin kapsamı dışında bırakılamazlar (TİRK. m. 3).

4. Sözleşmenin Şekli Ve Tescili

Ticari işletme rehni sözleşmesi BK. m. 11deki genel kuraldan ayrılarak şekle tabi tutulmuştur. TİRK. m. 4 gereğince rehin sözleşmesi ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresindeki noterler tarafından resen düzenlenir. Taraflar arasındaki muhtemel anlaşmazlıkları önlemek, kamuya açık olan ticaret sicilini tetkik edecek kişilerin bilgi edinmelerini sağlamak amacıyla rehne dahil unsurların ayırt edici özellikleri ile birlikte bir liste halinde sözleşmede yer alması kuralı kabul edilmiştir. Noterlerce resen düzenlenmemiş ya da ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresi dışındaki noterlerce düzenlenen sözleşmeler muteber değildirler .


Rehin hakkının doğumu için noterlikçe sözleşme düzenlenmesi yeterli olmayıp, rehin hakkının ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu Ticaret veya Esnaf ve Sanat siciline tescili gerekmektedir (TİRK. m. 5). Tescil işlemi ticari işletme sahibinin veya kredi müessesesinin yahut alacaklının istemi üzerine yapılır. Üçüncü kişileri korumak, özellikle ticari işletme sahibinin mal kaçırmasını önlemek bakımından tescil isteminin 10 gün içinde yapılması kuralı getirilmiştir. Bu süre düzen kuralı niteliğinde olup 10 günlük sürenin geçirilerek sicile kayıt ettirilme keyfiyeti sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. Ancak bu süre aşımı her halde makul bir zaman dilimi olmalıdır. Süre aşımının makul olup olmadığı hususunu her somut olayın özelliklerine göre hakim takdir edecektir (TMK. m. 4)..

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Rehnin tescilinde alacaklının ticaret unvanı, açık adresi ve ikametgahı (yerleşim yeri), alacağın miktarı, alacağın miktarı belirli değilse ticari işletmenin ne miktar için teminat teşkil edeceği, alacak faizli ise faizin oranı kaydolunur.


Türk Medeni Kanununa göre gayrimenkul rehni, mütemmim cüzülerine ve teferruatına şamil olur. Ticari işletme rehninin kurulmasından sonra, borçlunun, işletmenin faaliyette bulunduğu binayı ipotek etmesi halinde, ticari işletme rehnine konu olan taşınırlar, binanın eklentisi (teferruatı) olmaları nedeniyle de tesis edilmiş olan bu ipoteğe dahil olacaklardır. Ticari işletmeyi rehin alanın rehin hakkını söz konusu tehlikeden korumak amacıyla da işletme rehninin tapu kütüğüne kaydedilmesi zorunlu kılınmıştır. Bu durumda ticari işletmeyi rehin alanın, rehin hakkını ileride gayrimenkul üzerinde tesis edilebilecek gayrimenkul rehinlerine karşı ileri sürebilmesi için rehni tapu kütüğüne de bildirim yapılması ve buraya da şerh düşülmesi gerekecektir Ayrıca ticari işletme rehni, markalar, lisanslar ve ihtira beratları (patentler) gibi sınai haklar için Türk Patent Enstitüsü (TPE) nezdinde tutulan marka ve patent sicillerine, maden siciline, motorlu araçlar için nakil vasıtaları siciline, ticari işletme rehni veren müessesesinin varsa şubelerinin bulunduğu yer sicillerine de derhal kaydedilir (TİRK. m.7).

5. Müteaddit Ticari İşletme Rehinlerinde Sıra

Diğer rehin türlerinde olduğu gibi ticari işletme üzerinde de birden çok rehin kurulabileceği kabul edilmiştir. TMK.na göre, taşınmaz rehin edilirken hangi ipotek derecesine yazılırsa o derecenin sağladığı güçle teminat altına alınmış sayılır. TİRK.nunda ise TMK.nun bu kuralından farklı bir kural kabul edilmiştir. Buna göre, ticari işletme üzerinde birden fazla rehin tesisi halinde alacaklıların hakları rehnin tescil tarihi sırasına göre tayin edilir. TİRK. burada zamanca önce olan hakça da önce olur (prior tempore potiour jure) prensibini kabul etmiştir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

6. Rehin Hakkının Ayni hak Olması

Alacaklının bu kanundan doğan rehin hakkı, ipotekte olduğu gibi, ticari işletmeyi devralan herkese karşı ileri sürülebilir. Çünkü rehin hakkı mutlak haklardan olup hak sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen sınırlı bir ayni haktır. Bununla birlikte, ticari işletmenin sicil bölgesi dışındaki bireysel unsurları üzerinde üçüncü kişilerin sübjektif iyiniyetleri korunmuş, hakları saklı tutulmuştur (TMK. m. 3). Ancak bu temlik nedeniyle işletme malikine ödenmemiş bedel üzerinde alacaklının teminatı devam edeceği hükme bağlanmıştır (TİRK. m. 9/f.2.).


Rehne dahil unsurlardan birine üçüncü şahıslar tarafından verilen zarar vs. dolayısıyla gerçekleşecek olan tazminat ve sigorta bedeli üzerinde, alacaklı rehin hakkına sahip olur. Bireysel unsurların temliki veya bunlar üzerinde ayni hak kurulması nedeniyle işletme sahibine borçlanan kişilerle, tazminat veya sigorta bedeli ödeyecek kişiler alacaklının yapacağı ihtara rağmen işletme sahibine ödemede bulundukları takdirde alacaklının bundan doğan zararlarını tazminle yükümlü olurlar.


İşletme sahibi, işletmenin merhun (teminat) değerini korumak için gerekli özeni göstermek zorundadır. İşletme sahibi, bu özeni göstermediği veya kanunun öngördüğü hallerde alacaklının onayını almadığı ve bundan dolayı da alacaklının zararına ticari işletmenin teminat değerinin düşmesi halinde hakim tarafından verilecek süre içinde ek teminat vermek zorundadır. Bu süre içinde ek teminat vermez veya evvelki hali iade etmezse, talep üzerine alacaklıya, teminat noksanına karşılık teşkil edecek miktarın ödenmesine karar verilir. Bunun için alacağın muaccel olması şartı da aranmaz (TİRK. m.11).


Ticari işletmeyi veya rehne dahil münferit unsurları devretmek, ayni bir hakla yükümlemek, başka yere nakletmek, başkaları ile değiştirmek için alacaklının muvafakatinin aranması, muvafakat alınması veya ticari işletmenin merhun değerinin muhafazası için gerekli özenin gösterilmemesi nedeniyle işletmenin teminat değerinin düşmesi halinde de ek teminat vermek, eski hali iade etmek, teminat noksanına tekabül eden miktarı ödemek zorunluluğu alacaklının hakkını korumak için yeterli görülmemiştir.

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi

Bu yüzden ayrıca cezai yaptırım kabul edilmiştir. Ticari işletme sahibi, işletmesini veya rehne dahil münferit unsurları alacaklının onayı olmaksızın başkalarıyla değiştirir veya temlik ederse; ayni bir hakla sınırlar veya alacaklıya zarar vermek kastıyla tahrip veya imha ederse, bu yüzden alacağını tamamen veya kısmen tahsil edemeyen alacaklının şikayeti üzerine, uğranılan zarar fahiş olduğu takdirde işletme sahibi aleyhine cezaya da hükmedilir. Ayrıca, istem üzerine hakim ticari işletme sahibini, kusurunun ağırlığını göz önünde tutarak rehinle temin edilen alacak miktarına kadar, ek bir tazminata da mahkum eder (TİRK. m. 12).


Üçüncü kişilerin işletmeye karşı yapılan zararlı olabilecek fiillerini yasaklamak yetkisi işletme sahibine aittir. Aynı yetki alacaklıya da tanınmak suretiyle gerekli koruma sağlanmak istenmiştir. Ticari işletmeye veya rehne dahil unsurlarına, rehnin sağladığı teminatı tehlikeye düşürecek surette üçüncü şahıslar tarafından yapılacak fiillerin önlenmesini alacaklı mahkemeden isteyebilir (TİRK. m. 13). Bu hükümle işletme sahibi ve üçüncü kişilerin alacaklıya karşı danışıklı işlem (muvazaa) yapmalarının önüne geçilmek istenmiştir.

7. Ticari İşletme Rehninin Son Bulması

a- Alacağın Son Bulması: Rehin hakkı feri bir hak olduğuna göre, asıl alacağın son bulması halinde, ticari işletmenin sahibi Ticaret veya Esnaf ve Sanat sicilindeki rehin kaydının silinmesini alacaklıdan ister. Alacaklının gaip bulunması veya alacağını almaktan kaçınması halinde borçlu borcunu icra dairesine yatırarak rehin kaydının silinmesini isteyebilir. Bu durumda icra dairesi on beş gün içinde daireye gelerek parayı almasını ve ipoteği çözmesini alacaklıya bildirir. Alacaklı bu müddet içinde gelmediği veya gelip de geçerli bir sebep beyan etmeksizin parayı almaktan veya rehni çözmekten imtina ettiği takdirde, tetkik mercii verilen paranın alacaklı namına hıfzına ve rehnin kaldırılmasına karar verir. Tetkik merciinin kararı Ticaret veya Esnaf ve Sanat Sicil memurluğuna, ayrıca TİRK. m. 8de öngörülen sicil memurluklarına bildirilir (TİRK. m. 19).

Ticaret Hukuku Hakkında Genel Bilgi
Bu Bilginin Kategorisi : Muhasebe