Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig Kitap Özeti ve Açıklaması hakkında en iyi bilgi Sonders'te.
Ana sayfa
Atatürk
Bilgisayar
Bilim
Biyografi
Biyoloji
Coğrafya
Dünya
Edebiyat
Felsefe
Fen Bilgisi
Fizik
Hukuk
İngilizce
İnternet
İslamiyet
Kimya
Kitap Özetleri
Matematik
Muhasebe
Müzik
Psikoloji
Sağlık
Sosyal
Spor
Tarih
Tarihte Bugün
Teknoloji
Turizm
Türkiye

Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig Kitap Özeti ve Açıklaması

Okadar da şanslı değilsiniz, bu bilgiyi sizden önce 285 kişi öğrendi :)
Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig Kitap Özeti ve Açıklaması

Yusuf Has Hacib

Karahanlılar dönemi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız gibi; bu devletin vatandaşı olan Yusuf hakkındaki bilgilerimiz de yok denecek kadar azdır. Onun hakkında bütün bildiklerimiz, eseri okuyuculara takdim etmek amacıyla, sonradan ve başkalarınca eserin başına eklenen mukaddimelerin verdiği bilgilere ve eserin kendisinden çıkarılabilecek ipuçlarına dayanmaktadır. Bu ipuçlarına dayanılarak, hayatının bazı yönlerini tespit ve tahmin etmek mümkün ise de; tam bir biyografisini oluşturmak imkansızdır. Kitap boyunca adını bile sadece bir kez, Kitap sahibi Yusuf, büyük has hacib, kendi kendine nasihat eder başlıklı, son bölümünde anmıştır. Bu başlıktan baş teşrifatçı olduğu da anlaşılmaktadır. Esere eklenen mukkadimenin bildirdiğine göre, Yusuf Balasagunludur. Kitabın yazıldığı çağlarda Balasagun şehri Kuz-Ordu adını taşıyor ve Kaşgar ile birlikte, XI. yüzyıl Orta Asya Türk kültürünün ve dilinin merkezi sayılıyordu. Balasagunun asil ailelerinden birine mensup olan Yusuf, eserinin esasını burada yazmış ve düzenlemiş, ancak son şeklini doğduğu yerden ayrıldıktan sonra gittiği Kaşgarda vermiştir. Kitabını huzurunda okuyarak, Tavgaç Kara Buğra Hana sunmuş; O da çok beğenerek Yusufa Has Hacib ünvanı vermiş ve onu kendi yakınları arasına almıştır. Herkese yarayan fakat hükümdarlara daha çok yarayan6 kitaba Kutadgu Bilig adını vermesini, kitaba Kutadgu Bilig adını koydum ki, okuyanı kutlandırsın diyerek açıklar. Yusuf, üzerinde 18 ay uğraştığı eserini 1069/1070de tamamladığına ve yazmaya başladığı zaman 50 yaşlarında bulunduğuna bakılırsa 1018/1019 yıllarında doğmuş olmalıdır. Ölüm tarihi hakkında bilgimiz olmamakla birlikte, eserin sonradan eklenen kısımda iyice ihtiyarladığını söylemesinden uzun yaşadığı düşünülebilir.

Karahanlı Devleti döneminde Türkler ileri bir uygarlığa sahiptiler. Arap, Fars, Çin, Hint ve Batı uygarlıkları ile temas halindeydiler ve buralardaki gelişmeleri izleyebiliyorlardı. Türkler İslamiyet’i kabul ettikleri zaman yazıya, kitaba, eğitime yabancı barbar bir millet değildiler10. Karahanlılar, İslam kültür dairesine girmiş olmakla birlikte, köken olarak doğularındaki yüksek Uygur kültürüne de bağlıydılar ve bu kültür, Çin tarihçilerine göre, daha V. asırda oldukça parlak ve geniş bir edebiyata sahipti; yazılı eserleri olduğu gibi, hanların sarayında vakanüvisler de bulunurdu. Meşhur Çin elçisi Wang Yen-Te onuncu asırda, Uygur ülkesinde gördüğü kitaplıklardan bahseder. İşte, Yusuf böyle bir kültür ortamında yetişmiş bir Türk entelektüelidir. O, Kutadgu Biligi yazdığı sıralarda, Kaşgar yakınlarında, Sıngı-Seli-Tutung Budist sutrası Suvarnaprabhasayı Altun-Yaruk adı altında Türkçeye çevirmekte Kaşgarlı Mahmud ise, meşhur lûgatını kaleme almaktaydı. Yusuf, çevresinde bulunan büyük kültürlere ve bunların dillerine aşina idi ve eserinden anladığımız kadarıyla edebiyata, ilahiyata, folklora, siyasete, felsefeye ve devrinin tüm pozitif bilimlerine ilişkin ansiklopedik bilgiye de sahipti. Hatta, devrinin bilginlerine Öklid geometrisi bilmeleri gerektiğini tavsiye ediyordu. Yusuf, devlet adamı olma sıfatı ile Budist ve Manihaistlerle de sık sık görüşmüş, bu inanç sistemlerini de yakından tanımıştı. Bütün bunlarla birlikte, Yusuf, Türklüğünün bilincinde olmuş; geçmişine ve diline bağlı kalmıştır. Bu tavrı ile o, Bilge Kağanlardan beri aktarılan zihniyeti taşıyan hattın bir unsuru olmuştur.

Yusuf, İslamiyetin etkisiyle değişmekte olan Türk-Uygur toplumunun geleneksel ahlaki ve hukuki telakkilerini tespit etmiş; yaşadığı çevrenin sosyal ahlakını, devlet yönetimi hakkındaki esaslarını, hukuk anlayışlarını ve askerlik esaslarını unutulmaktan kurtarmış ve gelecek kuşaklara aktararak, elde edilmiş kültür hazinesinin yaşamasını sağlamıştır. Yusufun eseri sadece bu yönüyle değil, İslamiyeti kabul etmekle yepyeni bir medeniyet çevresine giren bir toplumun, şiddetle sarsılan eski ve geleneksel değerlerini yeni bir senteze vardırmak endişe ve çabasını yansıtması bakımından da çok önemlidir. Yusuf, bu süreçte kendini gösteren münzevi zahid tipine karşı, şiddetle, insanın toplum içindeki yaşayışını savunuyordu.

Yusufa ilişkin son bir bilgi olarak; Arsalın -ihtiyat kapısını açık bırakmak şartı ile- Kutadgu Biligde kutu temsil eden Ay-Toldı ile Aklı temsil eden Ögdülmişin şahıslarında, şairin kendisini tasvir etmiş olduğunu sandığını söyleyebiliriz.

Kutadgu Bilig

1069 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından yazılmış, Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Hana sunulmuştur. Eseri çok beğenen Tabgaç Buğra Han, eserin yazarı Yusufa has haciplik görevini vermiştir. Yazar bu nedenle daha çok Yusuf Has Hacip ismiyle anılmaktadır.

Kut, Türkçede saadet ve devlet manalarına gelir. Kutadgu Bilig, kutluluk bilgisi, saadet bilgisi, devlet olma bilgisi,devlet idaresi bilgisi manalarında bir isimdir.

Kutadgu Bilig gerek fert olarak gerek cemiyet halinde yaşayan insanların, iyi bir siyasetle idare edilip, dünyada ve ahrette mesut olmaları için tutmaları gereken yolları göstermektedir.

Eser, mesnevi şekliyle yazılmış olup 6645 beyitlik bir esedir. Fakat Yusuf Has Hacip, Türk kültürünün öğelerinden olan manileri, eserinin çeşitli yerlerine yerleştirerek eserini Türk-İslam sentezi eseri haline büründürmüştür.

Könül kimni sevse körür közde ol

Közin kanca baksa uçar yüzde ol

Könülde negü erse arzu tilek

Ağız açsa barça tilin sözde ol


Gönül kimi sevse gözünün önünde hep onu görür

Göz ne yana baksa onun hayali uçar

Gönülde arzu, dilek her ne ise

İnsan ağzını açınca hep ondan söz açar

Bu manilerin İslamiyet öncesi manilerden farkı vezin hususundadır. Yusuf Has Hacip, eserinde kafiyeye de önem vermiştir.

Bu dünya işi kör oyun ol oyun

Oyunka katılma nerek bu oyun

İdin varlığa kıl özin kullukı

Kalı kılmasa sen anuk tut boyun


Bu dünya işi oyundur oyun

Oyuna katılma neyine gerek bu oyun

Allahın varlığına uy, kendi kulluğunu bil

Böyle yapmazsan boynunun gitmesine hazır ol


Küvencim avıncımcım sevincim kamuğ

Sevinci içinde turur ey Uluğ


Güvenim, avuntum, sevincim

Hepsi senin rızan içindir ey ulu Tanrım


Kutadgu Bilig, İslam-Türk klasik edebiyatının, şimdilik ilk Türk eseridir. Edebi bakımdan ilk sayıldığı gibi, dil bakımından da Orta Türkçe veya daha dar bir sahada düşünürsek, Hakaniye Türkçesinin ilk örneğidir. Kitabın yazıldığı lehçe, Karahanlı Devletindeki bütün boyların konuşma dili değil, anlaşma dili, yani devlet ve yazı dili idi. Kaşgarlı Mahmudun bu lehçeyi Hakaniye adıyla anması da bunu göstermektedir. Kutadgu Biligde dil henüz saflığını korumaktadır. Eserde güçlü bir İslam-İran etkisi olmakla birlikte Arapça ve Farsça sözler yüz tane kadardır. İlginç olan, bunların içinde İslamiyete ait helal, haram, ecel, şükür, dua, şeriat, tarikat, fazl, nimet gibi sözcükler bulunmasına rağmen ve Yusuf da muttaki bir Müslüman olduğu halde, Allah kelimesinin bir kez bile kullanılmamış olmasıdır. Genellikle Türkçe Tanrı, İdi, Bayat, Ugan ve seyrek olarak da Arapça Rab kelimeleri kullanılmıştır. Peygamber ve Resul kelimeleri de kullanılmamış, onların Türkçe karşılığı olan Yalavaç ve Savcı tercih edilmiştir. En dikkat çekici olanı ise Tengri Taala ifadesidir ve bir sentezin sembolü gibidir.

Eserin adı kutadgu ve bilig gibi iki Türkçe kelimeden meydana gelmiş bir tamlamadır. Tamlanan bilig kelimesi, bil- fiil kökünden -g fiilden isim yapma eki ile yapılmış bir isim olup, bilgi demektir. Tamlayan Kutadgu kelimesi ise, kut isim kökünden -ad- isimden fiil yapma eki ile yapılmış kutad- fiilinden -gu eki ile yapılmış bir isimdir. Kutadgu Bilig, kutlandıran bilgi veya kutlu olma bilgisi demektir. Bu çeviri üzerinde anlaşılmakla birlikte, kök unsur olan kut kelimesinin anlamı üzerinde bir türlü fikir birliğine varılamamıştır. Radloff ve Thomsen bu sözün saadet anlamında kullanıldığını düşünmüşlerdir; Bartholda göre majeste (Haşmetmeab) karşılığı olarak kullanılmıştır. Arsal ve Kafes oğlu, kelimenin siyasi iktidar kavramını ifade ettiğini, talih, saadet, bahtiyarlık gibi karşılıkların ikinci planda kalan ve ancak sonraları ortaya çıkan tali anlamlar olduğu kanaatindedirler. Karamanlı oğlu, kut kavramının tamamen devlet sözünün bugün de ifade ettiği anlamlar karşılığı olduğunu kabul ediyor; yani, hem hükümranlık hem saadet. Bu yorum, doğruya en yakın olanı gibi görünmektedir. Bütün bu tartışmalar boyunca, Yusufun bilerek bir dil oyunu yapmış olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Belki de, bu dil oyunu sayesindedir ki, Kutadgu Bilig felsefi yoruma daha uygun bir hale gelmiştir: Hükümdar olabilecek kişi, hükümdar olmakla, ancak kendini gerçekleştirebilir. Bu gayeye eriştiğinde tamamlanmış olur ve aynı anda mutluluğa da kavuşur. Zira, mutluluğun önündeki en büyük engel eksikliktir.

Kutadgu Biligin bu güne değin üç nüshası bulunmuştur. Bunların hepsi de eserin yazıldığı dönemden çok sonra, eserin aslından değil de, kopyalarından alınmış ikinci kat kopyalardır. Bu nüshalar, bulundukları yerlerin adları ile Viyana, Mısır ve Fergana nüshaları olarak anılırlar. Uygur harfleri ile yazılı olan Viyana nüshası 1439da Heratta kopya edilmiştir. Aynı yüzyıl içinde Tokata, oradan da 1474de İstanbula getirilmiştir. Ünlü tarihçi Hammer, bunu XIX. yüzyıl başlarında İstanbulda satın alarak Viyana Saray Kitaplığına vermiştir. Bilim dünyasında ilk tanınan nüsha budur. Arap harfleri ile yazılı olan ve Kahiredeki Kral Kitaplığında bulunan Mısır nüshasının ne zaman yazıldığı belli değildir. Bu nüsha 1896da tespit edilmiştir. 1914de bulunan ve yine Arap harfleri ile yazılmış olana Fergana nüshası ise, eldeki nüshaların en eskisidir ve XIII. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

Her üç nüshanın tıpkıbasımları Türk Dil Kurumunca yayımlanmıştır. Bu üç nüshanın karşılaştırılması ile meydana getirilen metin ve eserin günümüz Türkçesine çevirisi, Reşit Rahmeti Arat tarafından hazırlanmıştır.

Aratın hazırladığı karşılaştırmalı nüsha 88 bölümden oluşmaktadır. Baştaki 11 bölüm giriş, 74 bölüm asıl konu, son 3 bölüm de bitiriş bölümleridir.

Eser, genellikle mesnevi biçimiyle, sondaki bitiriş bölümleri de kaside biçimiyle yazılmıştır; bunlar 6299 beyit tutmaktadır. İçinde 173 tane de dörtlük vardır ki, hepsi birden 13.290 dize etmektedir. Bu dörtlükler biçimdeki milli unsuru teşkil etmektedirler.

Kitabın başında sonradan başkalarınca eklenmiş olan, nesir ve nazım olmak üzere iki önsöz vardır; bunlar eserin yazarı, konusu ve şöhreti hakkında bilgi vermektedirler.

Sözü edilen üç nüshanın da Türklerin hakim olduğu coğrafyalarda bulunmuş olması, Kutadgu Biligin, vaktiyle bütün Türk dünyasına yayılmış olduğunu gösterir. Yayık nehrinin ağzına yakın, Saraycık denilen yerde, üzerinde Kutadgu Biligden alınmış dizelerin olduğu bir çömleğin bulunması, bugüne kadar bulunan nüshaları az olmasına rağmen, zamanında epeyce meşhur olduğunu düşündürtür.

Kutadgu Bilig alegorik bir münazara karakterindedir. Eserin temeli dört kavram üzerine kurulmuş; bunlar kişileştirilerek eserin dört kahramanı ortaya çıkartılmıştır. Bunlar dört kişi olmakla beraber, kitap ikili konuşmalardan oluşur. Dört temel kavram ve bunları temsil eden kişiler şunlardır:

Kün-Togdı (hükümdar): köni törü (Adalet) Ay-Toldı (vezir): kut Ögdülmiş (vezirin oğlu): ukuş (Akıl) Odgurmış (vezirin kardeşi): akıbet (hayatın sonu) Bu dört kişi arasında geçen konuşmalarda; birey, toplum ve devlet hayatının düzenlenebilmesi için gerekli olan görgü, bilgi ve erdemlerin neler olduğu ve bunların nasıl elde edilip kullanılacağı anlatılır. Böylelikle, ideal olan devlet ve toplum yapısı belirlenmek istenir.

Sadece dört kavramın birbirleriyle olan ilişkileri veya temsilci kişilerin konuşmalarının içerikleri açılarından sonuçlar çıkarmak mümkün olduğu gibi, her iki durum gözetilerek de değerlendirme yapılabilir.

Bugüne kadar, eser ile ilgili yapılan çalışmalarda, üzerindeki Hint-İran, Çin, Yunan ve İslam etkileri vurgulanmıştır. Bunların hepsi mümkün olabilir. Türkler İslamiyeti doğrudan doğruya Araplardan değil, İranlılar vasıtasıyla almışlar ve özellikle Maveraünnehirdeki İran kültürüyle ilişkide olmuşlardır. Çini iki bin yıldır tanımaktadırlar ve kültür alışverişinde bulunmuşlardır. İslam felsefesi ise, Yunan felsefesinin en büyük mirasçısı olmuş; özellikle Aristoteles felsefesi, bu topraklarda, başta Farabi ve İbn-i Sina olmak üzere temsil edilmiştir. Ancak bu durumların hiçbirisi Kutadgu Biligin özgün olmadığını göstermez. Çünkü, Kutadgu Biligin önemi hikayesinde ve şeklinde değil, kitaptaki tartışmaların konu içeriğindedir. Sosyal hayat, ahlak, bilgi ve özellikle devlet anlayışı hakkındaki fikirler, tamamen eski Türk geleneğinin sonucudur. Kutadgu Biligde iyiliği telkin eden sözlerin dayanağı ise, bütün dinlerde ve ahlakçı felsefe sistemlerinde rastlanabilen evrensel ilkelerdir ve kimsenin malı değildir. Eser üzerindeki çalışmalarıyla tanınan İtalyan Türkolog A.Bombaci, tamamen orijinal bir eser olduğu hükmüne varıyoruz demektedir.

Bu tartışmaların dışında, çok yeni olarak, eser üzerinde bir Sümer etkisinden söz ediliyorsa da, bunu temellendirmek oldukça güçtür; yine de hükmü zamana bırakmak gerektir.

Çoğu zaman, tartışmaların odağında, esere sonradan eklenen mukaddimelerde bulunan sözler vardır. Bunlara göre esere, Çinliler, Edebül-mülûk; Maçinliler, Âyinül-memleke, Doğulular, Zinetül-ümera; İranlılar, Şahname ve Turanlılar da Kutadgu Bilig derler49. Bu sözlerin eser üzerindeki etkileri gösterdiği iddia edildiği gibi, tam tersine, eserin etkilerini gösterdiğini savunanlar da vardır.

Kutadgu Biligin, dönemini tasvir ettiği; yaşamasını istediği değerleri tespit ettiği; maziyi canlandırmak istediği ve ideal bir toplum ve devlet modeli tasarladığı söylenmiştir. Bunların hepsi de iç içe geçmiş şeylerdir ve doğrudur. Eserin ne tür nedenlerden dolayı kaleme alındığı bilinmemekle beraber, dışarıdan gelen bir emir veya istek üzerine yazıldığını gösteren bir işaret yoktur. Yusufun, yaşadığı dönemin iç karışıklıkları yüzünden sarsılmış olan toplum ve devlet düzenini, bir ideal devlet tasarlamak suretiyle eleştirdiği anlaşılmaktadır. Kitabın sonlarında yer alan Zamanenin bozukluğunu ve dostların cefasını söyler başlıklı bölümde bunu açıkça görmek mümkündür.

Kutadgu Bilig, geçmişe referansla geleceği kurma çabasıdır. Yüzyıllar boyunca imparatorluklar kurmuş bozkır atlı kültürünün pratik zeka ve zihniyetini teorileştirme denemesidir.

Türk kültürü bakımından tartışılmaz bir öneme sahip Kutadgu Bilig, Rouxya göre, bunun yanı sıra başka bir işlevi daha gerçekleştirmiştir. Bu da, kavmi ve dilbilimsel köklerine hala bağlı kalmayı sürdüren bir dinin gerçekten evrensel nitelikte bir dine dönüşmesine yardımcı olmaktır.

KUTADGU BİLİG’DEN SÖZLER

• Akıl senin için iyi ve yeminli bir dosttur. Bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir.

• Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.

• Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.

• Bir insan bütün dünyaya tamamen sahip olsa bile, sonunda dünya kalır; onun kısmetine ancak iki top bez düşer.

• Bu dünya renkli bir gölge gibidir, onun peşine düşersen kaçar; sen kaçarsan o seni kovalar..

• Bu dünyanın kusuru bin, meziyeti ise birdir. İnsan bunu nasıl geçirirse, o öyle geçer.

• Büyüklük taslayan, kibirli ve küstah adam, tatsız ve sevimsiz olur; kibirli insanın itibari günden güne azalır.

• Eğer kendine candan bağlı birisini arıyorsan, sözün kısası, kendinden daha candan birini bulamazsın.

• Daima iyilik yap ki, kendin de iyilik bul.

• Doğan ölür, ondan eser olarak söz kalır. Sözünü iyi söyle, ölümsüz olursun.

• Elini uzatarak gökteki yıldızları tutsan ve başın göğe değse bile, sonunda sen yine yerdesin.

• Ey asil insan! insanlığı elinden bırakma; insanlığa karşı daima insanlıkla muamele et.

• İşi adaletle yap, buna gayret et; hiç bir zaman zulüm etme; Allaha kulluk et ve Onun kapısına yüz sür.

• Ey nimet sahibi olan kimse, şükret. Şükredene Tanrı nimetini artırır.

• İnsan nadir değil, insanlık nadirdir. İnsan az değil, doğruluk azdır.

• Çok mal aç gözlüyü doyurmaz. Ecel gelince pişman olur, fakat artık işini yoluna koyamaz.

• Akıl bir meşaledir. Kör için göz, ölü vücut için can, dilsiz için sözdür.

• Çok dinle fakat az konuş. Sözü akıl ile söyle ve bilgi ile süsle.

• Fenalık cahillikten doğar, hastalıklar kötülükler hep aynı noksanlıktan ileri gelir. Fakat tedavi ile hastalara şifa verilebilir; terbiye ile kötüler iyi edilebilir; okumak yoluyla da bilgisizlere bilgi verilmiş olur.

• Gönlünü ve dilini doğru tut!

• Gurur faydasızdır, o insanları kendinden soğutur. Alçak gönüllülük ise insanı yükseltir.

• Halka faydalı ol, onlara zarar verme!

• Her sözü söz diye ağzından çıkarma. Lüzumlu olan sözü düşünerek ve ihtiyatla söyle.

• Her bakımdan tam zengin olmak istersen, kanaatkar ol. Böylece kendi nasibini elde etmiş olursun.

• Huzur istersen zahmet ile birlikte gelir. Sevinç istersen kaygı ile birlikte bulunur.

• İşe acele ile girme, sabır ve teenni ile hareket et. Acele yapılmış olan işler yarın pişmanlık getirir.

• İnen yükselir, yükselen iner, parlayan söner ve yükselen durur.

• İnsan süsü, yüz; yüzün süsü, göz; aklın süsü, dil; dilin süsü, sözdür.

• İnsan, binlerce yaşasa, arzu ettiği şeylere kavuşsa bile, yine dileği bitmez.

• İnsana insanlığı nispetinde mukabelede bulun. Böyle mukabelede bulunduğu için, insana insan adı verilmiştir.

• İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. İnsanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider.

• İnsanların seçkini insanlığa faydalı olan insandır. Halk nazarında muteber kimse, merhametli olan insandır.

• İyi hareket et, kötülerin zararlarını ortadan kaldır!”

• Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır. Oradan çıkınca, beylerin başında tuğ tokası olur.

• Kimin sana biraz emeği geçerse, sen ona karşılık daha fazlasını yapmalısın.

• Menfaat sandalyeye benzer; başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan seni yükseltir.

• Öfke ve gazapla işe yaklaşma; eğer yaklaşırsan, ömrü heder edersin.

• Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esirdir.

• Yalnız kendi menfaatini gözeten dosta gönül bağlama. Fayda görmezse, sana düşman olur, ondan vazgeç.


Kutadgu Bilig (Kut Veren Bilgi) kitabında der ki:

192-223 numaralı beyitler:

• Ey alim hakim, dileğim benden sonra geleceklere kalacak bir söz söylemek idi.

• Anlayış geldi ve: –İyice dikkat et; sözün yanlış olursa, sana zararı dokunur– dedi.

• Halkın dili kötüdür, seni çekiştirir; insanin tabiatı kıskançtır, etini yer.

• Dikkatle bakınca, yüküm hafifledi; kendi kendime: Söyle, içindekileri dök dedim.

• Sebebini sorarsan, sana söyleyeyim; er mert ve yiğit, sözümü dinle.

• Bu yalinguk (insan) adi insana yanıldıgı (yangluk) için verildi; yanılmak (yangluk) insan (yangluk) için yaratıldı.

• Sen bana yanılmayan bir kimse söyleyebilir misin; ben sana yanılan binlerce insan göstereyim.

• Bilgi sahibi insanlar pek azdır; bilgisiz ise çoktur; bil ki, anlayışsız insanlar çok; anlayışlılar ise, nadirdir.

• Bilgisiz bilgiliye daima düşman olmuştur; bilgisiz bilgili ile her zaman mücadele halindedir.

• İnsandan insana çok fark vardır; bu fark bilgiden ileri gelir, sözüm buna dairdir.

• Bu sözümü bilgili için söyledim, bilgisizin dilini ben de bilemiyorum.

• Benim bilgisiz ile hiç bir sözüm yoktur; ey bilgili, iste ben senin kulunum.

• Sözümü sana söylemiş olduğum için, çekinerek, iste böyle senden özür diledim.

• Sözü söyleyen yanılabilir ve şaşırır; anlayışlı isterse, bunu düzeltir.

• Söz, deve burnu gibi, yularlıdır; o, dişi deve boynu gibi, nereye çekilirse, oraya gider.

• Sözü bilerek söyleyen çok kimse var; benim için sözü anlayan adam azizdir.

• Bütün iyilikler bilginin faydasıdır; bilgi ile göğe dahi yol bulunur.

• Sen her sözünü bilgi ile söyle; her kesin bilgi ile büyük olduğunu bil.

• Söz kara yere mavi gökten indi; insan kendisine sözü ile değer verdirdi.

• İnsan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer.

• İnsan inciyi denizden çıkarmadıkça, o ister inci olsun, ister çakıl taşı, fark etmez.

• Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır; oradan çıkınca, beylerin başına tuğ tokası olur.

• Bilgili bilgisini dili ile meydana çıkarmazsa, yıllarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydınlatmaz. Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.

• Anlayış ve bilginin ne olduğunu bilen, bu memleket beyi ne der, dinle.

• Dünyayı elde tutmak için, insan anlayışlı olmalıdır; halka hakim olmak için ise, hem akıl, hem cesaret gerekir.

• Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı.

• Halkı idare eden hakim ve alim beyler, bilgisizin işini kılıç ile halletmişlerdir.


KUTADGU BİLİGDEN PARÇALAR


Til Erdemin Mümin Asıgın Yasın Ayur

(Faûlün Faûlün Faûlün Faûl)


Ukuşka biligke bu tılmaçı til

Yaruttaçı erni yorık tilni bil


Kişig til agırlar bulur kut kişi

Kişig til uçuzlar barır er başı


Til arslan turur kör işikte yatur

Aya evlig er sak başıngnı yiyür


4 Tilin emgemiş er negü tir eşit

Bu söz işke tatgıl özünge iş it


Mini emgetür til idi ök telim

Başım kesmesüni keseyin tilim


Sözüngni küdezgil tişing barmasun

Tilingni küdezgil tişing sunmasun


7 Biliglig bilig birdi tilke başıg

Aya til idisi küdezgil başıg


Esenlik tilse sening bu özüng

Tilingde çıkarma yaragsız sözüng


Bilip sözlese söz biligke samur

Biligsiz sözü öz başını yiyür


10 Oküş sözde artuk asıg körmedim

Yana sözlemişte asıg tulmadım


Togoglı ölür kör kalır belgü söz

Sözüng edgü sözle özüng ölgüsüz


İki neng bile er karımaz özi

Bir etgü kılınçı bir edgü sözi


13 Kişi togdı öldi sözi kaldı kör

Özi bardı yalnguk atı kaldı kör


Tiriglik tilese özing ölmegü

Kılınçıng sözüng edgü tut ey bügü


Dilin meziyetini ve kusurunu (Faydasını ve zararını) söyler

Anlayış ve bilgiye tercüman olan, dildir: İnsanı aydınlatan Fasih dilin kıymetini bil.

İnsanı, dil kıymetlendirir, insan da onunla mutlu olur. İnsanı dil değerden düşürür, insanın dili yüzünden başı da gider.

Dil, aslandır, bak, eşikte yatar. Ey ev sahibi, dikkat et, sonra senin başını yer.

4 Dilinde eziyet çeken adam ne der, dinle, bu söze göre hareket et onu daima hatırda tut.

Bana dilim pek çok eziyet çektiriyor; Başımı kesmesinler de, ben dilimi keseyim

Sözüne dikkat et, başın gitmesin. Dilini tut, dişin kırılmasın.

7 Bilgili, dil için özlü bir söz söyledi: Ey dil sahibi, başını gözet.

Sen kendi selametini istiyorsan, ağzından yakışıksız bir söz kaçırma.

Söz: bilerek söylenirse, bilgi sayılır; Bilgisizin sözü kendi başını yer.

10 Çok sözden hiç fazla fayda görmedim; Ama söylemek de faydasız değildir.

Bak doğan ölür, ondan eser olarak da söz kalır. Sözünü iyi söyle ölümsüz olursun.

İnsan iki şey ile kendini ihtiyarlıktan korur, kurtarır. Biri iyi iş, biri de iyi söz.

13 Bak, insan doğdu, öldü, ama sözü kaldı; İnsanın kendisi gitti, adı kaldı.

Ey hakim, ey bilgin, kendin ölümsüz bir dirilik istersen, işin de sözün de iyi olsun.

BEYİTLER

1- Kurugmış yığaçlar tonandı yaşıl

Bezendi yibül, al sarıg, kök, kızıl


2- Kişi könli tüpsüz teniz tek durur

Bilig yinçü sanı tüpinde yatur.


3- Tenizdin çıkarmasa yinçü kişi

kerek yinçü bolsun kerek say taşı


4- Yana ilçi bolsa kızıl tilki teg

Titir buğrası teg, kör, öc sürse keg


5- Bor içmes kerek kend özin tutguçı

Özin tutguçı er bulur kut, küçi


Bugünkü dille.

1- Kuru ağaçlar, yeşile donandı. Mor, al, mavi, kızıl (çiçeklerle) bezendi.

2- İnsangönlü, deniz gibidir. Bilgi, inci misali ( o denizin) altındadır.

3- Kişi, (o) denizden inciyi çıkarmazsa, ister inci ister taş olsun hepsi bir.

4- Elci, kızıl tilki,gibi kurnaz ve erkek deve gibi öç sürücü olmalıdır.

5- (Elci) şarap içmemeli ve kendini tutucu olmalıdır. Kendini tutabilen (Nefsini yenen, temkinli davranan) kişi, saadet ve güç kazanır.

Yukarıdaki beyitler, Kutadgu Bilig kitapının çeşitli yerlerinden alınmıştır. Birinci beyitte bir bahar gelişi, 2 ve 3. beyitlerde saklanan (insanın emrine verilmeyen) bilginin faydasızlığı, 4. ve 5. beyitle de iyi bir elcinin vasıfları anlatılmaktadır.


KILIÇLA KALEM


Kılıç teper erkentağı tepremez

Kılıç kanga kirse bey inçlik yemez

Kılıç til tüzer, hem budun kazganur

Kalem il tüzer hem hazine urur.

Kılıç kan tamarsa beyi alur,

Kalemdenkara tamsa altun kelür


Bugünkü dille.

Kılıç deprenirken düşman deprenemez

Kılıç kına girince beyin içi rahat edemez

Kılıç hem yurdu düzenler hem de halkı kazanır,

Kalem yurdu düzeltir ve hazineyi korur

Kılıç kan damlattıkça, bey Fetihler yapar

Kalemden kara (mürekkep) damlasa altın gelir


ALTIN GÜMÜŞ VE MİLLİ MENFAAT

İtilmez köngülüg iter bu kümüş

Eğilmez kişini eğer bu kümüş

Kör er kördi altun özi yumuşadı

İri sözlüg erning sözi yumuşadı Özing asgı bolma budun asgı bol

Budun asgı içre özing asgı bol


Bugünkü dille:

İtilmez gönülü iter bu gümüş

Eğilmez kişiyi eğer bu gümüş

Gözü dumanlı er, altını gördü, özü yumuşadı

Büyük söyleyenlerin de sözü yumuşadı

Kendi çıkarını kollama, halkın çıkarını gözet

Kendi çıkarını, milletin çıkarı içinde gör.


Bu Bilginin Kategorisi : İslamiyet